2010’lar Şiiri Üzerine Soruşturma-16: Coşkan Tugay Göksu

Soruşturmayı Yürüten: Eray Sarıçam

1.Şiirimizde bir “2010 Kuşağı” olduğunu düşünüyor musunuz?

Düşünüyorsanız;

a. Bu kuşağın, önceki kuşaklarla ortak ve farklı yönleri nelerdir?
b. Bu kuşağın, poetik yönelimlerinden bahseder misiniz?
c. Bu kuşağın, öne çıkan temsilcileri kimlerdir?

Düşünmüyorsanız;

a. Bir şiir kuşağının yahut akımının ortaya çıkmasını ve yazın dünyasında tebarüz etmesini sağlayan koşullar nelerdir?
b. 1990 yahut 2000’ler Kuşağı artık yaygın olarak kabul görmüşken, 2010’ları neden bir kuşak olarak kabul etmiyorsunuz?

2010 Kuşağı olduğunu düşünmüyorum. Bir kuşağın ya da akımın ortaya çıkması için bir kere hazırdaki olanakların sonuna kadar kullanılmış olması gerekir. Sonrasında ise aktüeldeki değişimin toplum tarafından sindirilmesi ve sonuçlar doğurması(Sonuçlardan kastım illa büyük kitle hareketleri değil.). Bunların şiire girişi şairler, yazarlar ve eleştirmenlerce tartışıldıktan sonra bir kuşaktan söz edilebilir gibi geliyor bana.

Edebiyatımızdaki ciddi bir hastalık olarak görüyorum kuşak oluşturma ya da kuşak olma iddialarını. Ne yazık ki genç şiir sahiplerince ülkemizde, yeni kuşaktan bahsetmek bir övünç kaynağı ve iyi şiir göstergesi olarak algılanıyor. Oysaki ne övüncün ne de iyi şiirin bir kuşaktan sayılmakla ilgisi yok. Dolayısıyla her şeyde ille yeni olacak diye diretmenin de manası yok. 2000 sonrası şiiri ayırmak için on yıllara ihtiyaç duymamalıyız çünkü, örnek vermek gerekirse, 2010’da İtibar’da, İzdiham’da şiiri çıkan ile Natama veya Kökşiir’de şiiri olanı nasıl aynı kuşağın içine koyabiliriz ki? Bu soruya onlarca soru eklenebilir.

2000’e kadar, özellikle 2. Yeni sonrasında, 70-80, 80-90,90-2000 şeklinde yaygın bir onar yıllık ayrım söz konusu. Bu ayrımı kısmen dönem özelliklerinden dolayı kabul edebilirim fakat buradaki şiirler tam olarak ne yapmış? 2000’e kadar gelen dönemde biçimsel olarak neredeyse hiçbir değişiklik yok. Bahsettiğim gibi sadece dönem özelliklerinden dolayı işlenen verilerde değişiklik söz konusu. Biz şiirin bir yakasından tutuyoruz ve hop yeni kuşak diyoruz, katılmam mümkün değil. Ayrıca, 2. Yeni sonrasından günümüze ilerleyen zamanda kaç şairinin şiirini işaret edebiliriz? Nereden baksak elimizde kalıyor bu kuşak işleri.

2.1990 Kuşağı şairlerini, ekonomik krizler ve “28 Şubat” gibi olaylar fazlasıyla etkilendi. 2000’lerde ise bilgisayar, yazıcı ve cep telefonu artık hayatımızın bir parçası oldu. Doğal olarak bu yılların şairleri de bu tür teknolojik gelişmelerden etkilendi. 2010’lara geldiğimizde iki büyük olay görüyoruz: Gezi ve 15 Temmuz. Genel kanıya göre, ortaya bir kuşak çıkması için ülke ya da dünya çapında büyük olaylar yaşanması gerekiyor. Peki, bu iki büyük toplumsal olay, bu yıllarda eser veren şairleri nasıl etkiledi? Bir kuşak oluşmasını sağlayabildi mi? Veya poetik ve politik anlamda, şiirimizin önünün açılmasında bir “yararı” oldu mu?

Bu soruyu genel olarak cevapladığımı düşünüyorum. Ön açma bahsinde ise Gezi’nin belki dilin kullanımı açısından bir ön açma etkisi söz konusu olabilir. Fakat henüz çok erken gibi geliyor bana bunları cevaplamak için.

3.Şurası bir gerçek ki günümüz okuyucusu hızlıca “tüketebileceği” metinlere öncelik veriyor. Bu nedenle; öykü, roman ve deneme gibi türler, hem satış hem de okunurluk açısından şiirden çok çok önde. Elbette şairin temel amacı çok satmak değil. Fakat bu tüketim çağına “ayak uydurmuş” dergiler, yayınevleri ve şairler de var. Bu açıdan bakıldığında, bugünün şairleri, bu tüketim çağında şiirin de bir tüketim ürünü yapılmasına karşı nasıl reaksiyon gösteriyorlar veya göstermeliler?

Öncelikle bu gerçeğe tam olarak nereden ulaştığınızı bilmiyorum fakat aynı fikirde değilim. Bir kere öykü ve roman şiire göre hacmen daha zor tüketilebilir yapıda. Satış olarak da yine şiir gibi diğer türlerin asıl ürünlerinde satış oranları, benim bildiğim kadarıyla, çok yüksek değil.

“ayak uydurmuş” olarak bahsettiğimiz kişileri şair olarak görmüyorum. Bahse konu ürünleri de şiir. Dergi adını alan sayfalarla da ilgilenmeyerek, içlerinde bulunmayarak ve gerektiği kadar-az- onların kötü varlığından bahsederek tepki gösterdiğimi zannediyorum. Diğerleri de yapabilir, almayın filan diyebilirler çevrelerine. Ayrıca dalga geçmek de iyi gelebilir.

4.2010’larda pek çok “faklı damardan” beslenen poetik yönelimler söz konusu: Epik, popülist, biçimci, görsel, imgeci, anlatımcı, felsefi vs. Ben tüm bu farklı yönelimlerin; klasik tabirle bir “delta”, bir “zenginlik” olduğunu düşünüyorum… Peki, sizce bugünkü tüm bu zenginliklerin, şiir geleneğimizle ne tür bağları vardır yahut herhangi bir bağ olmalı mıdır? Ve hangi yılların şiiri, gelenekten doğru ve tutarlı bir şekilde yararlanabilmiştir? (Gelenekten kastımı, hem uzak geçmiş hem de Cumhuriyet dönemi şiiri olarak düşünebilirsiniz.)

Türk şiirinin her döneminde bahsettiğiniz farklı damarlar söz konusudur denebilir. Biraz da bu yüzden 2010’lar demek uygun değil sanırım.

Gelenek olarak demeyeyim de bir kişinin kendinden önceki şiirleri okumadan şair olarak çok fazla tutunabileceğini zannetmiyorum. Günümüzdeki şiirin elbette gerek geçmiş dönem şiirleriyle gerekse Türkiye’nin ve dünyanın değişimleriyle bağı var. Fakat doğru ya da tutarlı değerlendirmesi gereksiz geliyor bana. Böyle bir kalıba alınamaz şiir.

5.2010’lu yıllarda şiir-siyaset ve şiir-gündelik hayat ilişkisine nasıl bakmalıyız? Siyasetin ve gündelik hayatın sizin şiirinizdeki yeri nedir?

Şiir öyle veya böyle, son tahlilde hayatın içindedir ve hayat da şiirin. Yaşayışta var olan her şey benim şiirimin tam ortasındadır, orada yaşamaktadır.

6.2000’li yıllarda, çeşitli görüşlerden şairler “mail gruplarında” buluşur ve şiir üzerine tartışırlarmış. 2010’ların şairlerinin önünde ise Tiwitter, Facebook veya Instagram gibi uygulamalar var. Bu tür uygulamalardan mail gruplarındaki gibi verimli tartışmalar çıkabileceğine ve bu tartışmaların şiirimize ufak da olsa bir katkı sunabileceğine inanıyor musunuz? Yoksa mezkûr sosyal medya platformlarını salt “dedikodu” ve “linç” aracı olarak mı görmek gerekiyor?

Ben sosyal medyayı bir nevi günlüğüm olarak görüyorum. Olabildiğince ciddi değilim orada. Twitter’da tartışılır, tartışılmaz bunu kişi kendi bilir. Belki bir şey olur ve ben de ciddi bir şekilde tartışırım bunu bilemiyorum. Oradaki tartışmalardan değil de oradan yönlendirildiğim bloglardaki değerlendirmelerden yararladım, yararlanıyorum. Bu açıdan bu alanlara “bir aracı” olarak bakılabilir.

7.Cumhuriyet dönemi boyunca kimi kuşaklar, kuram ve eleştiri kitapları yayımlama konusunda epey çalışkanlar.(Örn: 1990 Kuşağı) 2010 Kuşağı bu konuda, en azından şu an için, çok da üretken durmuyor. Kuşağımızın, kuram ve eleştiri anlamında üretken olmamasının nedeni sizce nedir? Bilgi, görgü, tecrübe eksikliği mi, “ihtiyaç duymama” mı yoksa başka bir neden mi?

Kuşağı kabul etmediğim için pas.

8.Önceki kuşaklarda; epik, lirik, dramatik şiir veya uzun, kısa şiir gibi tartışmalar yaşandı. Bugün bu tür tartışmalar neredeyse hiç gündeme gelmiyor. Acaba bizim kuşağımız, bu tür tartışmaları “aştı mı”, yoksa “gereksiz” mi görüyor? Belki de başka bir neden..?

Gelmemesi de gerekir. Ben gereksiz görüyorum. Şiir şiirdir. Fakat kendimi bugüne değin biçimce hacimli şiirlere daha yakın gördüm. Belki ileride değişir, bilemiyorum fakat şimdi bu bana kendi eleştiri penceremden daha doğru ya da gerçek geliyor.

9.Kendinizi, 20-30 yıl sonra edebiyat dünyamızda nerede konumlandırıyorsunuz?

Hiç düşünmedim bunu, bilemiyorum. Yaşamak güzel.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir