2010’lar Şiiri Üzerine Soruşturma-18: Emre Öztürk

Soruşturmayı Yürüten: Eray Sarıçam

1.Şiirimizde bir “2010 Kuşağı” olduğunu düşünüyor musunuz?

Düşünüyorsanız;
a. Bu kuşağın, önceki kuşaklarla ortak ve farklı yönleri nelerdir?
b. Bu kuşağın, poetik yönelimlerinden bahseder misiniz?
c. Bu kuşağın, öne çıkan temsilcileri kimlerdir?

Düşünmüyorsanız;

a. Bir şiir kuşağının yahut akımının ortaya çıkmasını ve yazın dünyasında tebarüz etmesini sağlayan koşullar nelerdir?
b. 1990 yahut 2000’ler Kuşağı artık yaygın olarak kabul görmüşken, 2010’ları neden bir kuşak olarak kabul etmiyorsunuz?

Şiirimizde 2010’dan bu yana devam eden bir süreçten bahsedebiliriz rahatlıkla. Dolayısıyla benim de içerisinde bulunduğum doksan doğumlu şairlerin şiirimizde 2010 Kuşağı olarak adlandırılabileceğini düşünüyorum. 2010 kuşağının toplumsal ve sosyal içeriklerden, aşk teması etrafında şekillenen şiir kalıplarından kurtulan, kendini lirik ya da epik şiir yazmak zorunda hissetmeyen içinde bulunduğu çağın rengini, herkese hitap eden, rahat ve anlaşılır doğrudan söyleyişle yansıtmaya çalışan, güncelliği şiirin merkezine yerleştiren özgüveni yüksek kuşak olarak tanımlayabiliriz. Hasan Bozdaş, Eray Sarıçam, Cengizhan Genç, Mikail Söylemez, Nazmi Cihan Beken…

2.1990 Kuşağı şairlerini, ekonomik krizler ve “28 Şubat” gibi olaylar fazlasıyla etkilendi. 2000’lerde ise bilgisayar, yazıcı ve cep telefonu artık hayatımızın bir parçası oldu. Doğal olarak bu yılların şairleri de bu tür teknolojik gelişmelerden etkilendi. 2010’lara geldiğimizde iki büyük olay görüyoruz: Gezi ve 15 Temmuz. Genel kanıya göre, ortaya bir kuşak çıkması için ülke ya da dünya çapında büyük olaylar yaşanması gerekiyor. Peki, bu iki büyük toplumsal olay, bu yıllarda eser veren şairleri nasıl etkiledi? Bir kuşak oluşmasını sağlayabildi mi? Veya poetik ve politik anlamda, şiirimizin önünün açılmasında bir “yararı” oldu mu?

Bir kuşağı anlamak için yaşadığı döneme bakmak gerekiyor. Şiirde eğer bir 2010 kuşağından bahsediyorsak bu dönem içerisinde meydana gelen iki önemli toplumsal olay var. Bunlardan birincisi Gezi Parkı Kalkışması ve diğeri de toplumumuzu derinden etkileyen ve Türk halkının cesur direnişi sayesinde başarısızlıkla sonuçlanan 15 Temmuz darbe girişimi. Bu iki toplumsal olayın bizim kuşağımızı etkilediğini söylemek mümkün olsa da ben poetik anlamda derin izler bıraktığını düşünmüyorum. Sosyolojik ve tarihi temelde değerlendirmek daha doğru olur. Elbette bu toplumsal olayları anlatan bir edebiyata ihtiyaç var ama 2010 kuşağını bu iki toplumsal olaydan bağımsız değerlendirmek daha mümkün görünüyor.

3.Şurası bir gerçek ki günümüz okuyucusu hızlıca “tüketebileceği” metinlere öncelik veriyor. Bu nedenle; öykü, roman ve deneme gibi türler, hem satış hem de okunurluk açısından şiirden çok çok önde. Elbette şairin temel amacı çok satmak değil. Fakat bu tüketim çağına “ayak uydurmuş” dergiler, yayınevleri ve şairler de var. Bu açıdan bakıldığında, bugünün şairleri, bu tüketim çağında şiirin de bir tüketim ürünü yapılmasına karşı nasıl reaksiyon gösteriyorlar veya göstermeliler?

İnsanların hızlıca tüketebileceği metinleri tercih etmesinin başlıca nedeni dış dünyadan soyutlanma isteğinden kaynaklıyor. Hâlbuki şiir okumak üzerinde kafa yorulması gereken ciddi bir iş. Kimse kafası yorulsun istemiyor. Bu durumda yayınevleri de meseleye ekonomik yönden bakıyorlar. Bir de ülkemizde hemen hemen herkesin şiir yazıyor olması da okuyucu açısından gerçek şairlere ulaşmayı zorlaştırıyor. Tabi şiiri yalnızca kitap satışına göre değerlendirmek de yanlış olur. Cemal Süreya konuyu şöyle özetlemiş, ‘Roman çok satılır ancak bir kez okunur, şiir az satılır, ancak binlerce kez okunur’ Sanırım ayrımı böyle yapmak lazım. Gerçek şiirin, bir tüketim ürünü haline geleceğini düşünmüyorum. Şiir okuyucusu gerçek okuyucudur. Belki sayıca az ama kitabı sadece okumak için alır.

4.2010’larda pek çok “faklı damardan” beslenen poetik yönelimler söz konusu: Epik, popülist, biçimci, görsel, imgeci, anlatımcı, felsefi vs. Ben tüm bu farklı yönelimlerin; klasik tabirle bir “delta”, bir “zenginlik” olduğunu düşünüyorum… Peki, sizce bugünkü tüm bu zenginliklerin, şiir geleneğimizle ne tür bağları vardır yahut herhangi bir bağ olmalı mıdır? Ve hangi yılların şiiri, gelenekten doğru ve tutarlı bir şekilde yararlanabilmiştir? (Gelenekten kastımı, hem uzak geçmiş hem de Cumhuriyet dönemi şiiri olarak düşünebilirsiniz.)

Poetik yönelimlerin şiiri anlama, yorumlama, özgünlük ve yaratıcılık çabası açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Şair gelenekten beslenmeli ancak geleneği sürdürmeye kalkmamalıdır. Hatta mümkünse geçmişi yıkmalıdır. Sürekli bir yenilik arayışı içerisinde olmalıdır. Daha önce gidilmemiş yerleri keşfetmelidir. Bu bağlamda tüm poetik yönelimlerin var olan şiir ortamını eleştirmekten ortaya çıktığını kabul etmek lazım. Her yenilik arayışının biçim-içerik açısından şiir geleneğimizi zenginleştirdiğini söyleyebiliriz. İkinci Yeni şiiriyle birlikte bir kırılma yaşandığını söylemek mümkün. Yeni bir kavrayış ve ifade biçimi olarak ortaya çıkmış, gelenekten doğru, tutarlı ve özgün bir biçimde beslenmiştir.

5.2010’lu yıllarda şiir-siyaset ve şiir-gündelik hayat ilişkisine nasıl bakmalıyız? Siyasetin ve gündelik hayatın sizin şiirinizdeki yeri nedir?

Her edebiyat metni dili ve içeriği itibariyle bir dünya görüşünü ve siyasetini barındırır ve bu bağlamda gündelik hayattan bağımsız düşünülemez. Toplumun tüm unsurları arasında karşılıklı bir etkileşim var olduğu gibi edebiyat da sosyal ve siyasi yapının bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Gündelik hayattan ve içerisinde bulunduğu toplumun koşullarından beslenir, onları değiştirir, yeniden kurar, kendi anlayışı ve düşüncesini de katarak topluma aktarır, topluma yön verir de diyebiliriz İçerisinde yaşadığım toplumun bir üyesi olarak benim de kendi dönemimin anlayışına, zihniyetine ve zevklerine kayıtsız kalmam mümkün değil. Oluşturduğum her eser estetik kaygıyı ön plana almak koşuluyla sosyal-siyasi şartlardan izler taşımaktadır.

6.2000’li yıllarda, çeşitli görüşlerden şairler “mail gruplarında” buluşur ve şiir üzerine tartışırlarmış. 2010’ların şairlerinin önünde ise Tiwitter, Facebook veya Instagram gibi uygulamalar var. Bu tür uygulamalardan mail gruplarındaki gibi verimli tartışmalar çıkabileceğine ve bu tartışmaların şiirimize ufak da olsa bir katkı sunabileceğine inanıyor musunuz? Yoksa mezkûr sosyal medya platformlarını salt “dedikodu” ve “linç” aracı olarak mı görmek gerekiyor?

Sosyal medyanın toplumsal yaşam üzerindeki etkisi yadsınamaz bir hale geldi ve özellikle bireylerin kimliklerini ifade etme açısından yeni bir alan açtı. Hal böyleyken edebi anlamda yapılan her paylaşım ise kişiye edebi bir kişilik havası katarak kendisini bu şekilde sunmasına imkân tanıdı. Yani kimliğini ifade etme ve görünürlüğün devam ettirilmesi çabasına dönüştü diyebiliriz. Verimli çalışmalardan ziyade daha çok mesaj kaygısı taşıyarak paylaşımlar yapıldığını düşünüyorum. Yapılan her paylaşım minimalist bir eğilimden kurtulamıyor. Ben “dedikodu” ve “linç aracı” olarak kullanıldığına da inanıyorum ve kendimi bu tür platformlardan olabildiğince uzak tutmaya çalışıyorum. Tabi ne kadar uzak kalmaya çalışsam da merakıma yenik düştüğüm anlarda oluyor. Verimli bir tartışmanın olduğuna şahit olmadım daha.

7.Cumhuriyet dönemi boyunca kimi kuşaklar, kuram ve eleştiri kitapları yayımlama konusunda epey çalışkanlar.(Örn: 1990 Kuşağı) 2010 Kuşağı bu konuda, en azından şu an için, çok da üretken durmuyor. Kuşağımızın, kuram ve eleştiri anlamında üretken olmamasının nedeni sizce nedir? Bilgi, görgü, tecrübe eksikliği mi, “ihtiyaç duymama” mı yoksa başka bir neden mi?

Edebiyat bağlamında niceliğin niteliği öldürdüğü bir dönemden geçiyoruz. İnternetle birlikte yetkinlik aranmaksızın herkesin yazar olabileceği bir dönem başladı. Haliyle çok fazla şiir yazan ve şiir var. Kabul görmeyen bir eser dahi kişinin kendi e-dergisinde, web sitesinde ya da sosyal medya hesaplarında yer alarak nitelikli esere ulaşma hususunda okurun işini bir hayli zorlaştırıyor. Şiir bir yazma sevdasına büründükçe de edebiyat adına niteliksiz bir kalabalık oluşuyor. Bizim kuşağımız açısından da kuram ve eleştiri üzerine çalışanlar var ama bu karmaşanının ve bu nicel çokluğun içerisinde şiiri bilen ve şiire gerektiği önemi veren yetkin insan sayısı da bir hayli azmış gibi görünüyor. Bütün bunların yanı sıra popüler kültürün hayatımıza hâkim olmasıyla birlikte hızlı bir tüketime alıştırılma durumumuz var. Mutlu olmak için hızlı olunması gerektiğine inanılan bir çağdayız. Bugün kıymetli olan içerik ertesi gün önemini yitirip işlevsizleşiyor. Bu durum insanların beklemeye olan tahammüllerini azalmasına neden oluyor. Sosyo-kültürel anlamda yaşanan bu değişim edebiyatın da buna göre şekillenmesine yol açıyor. Hızlı üretip, hızlı tüketmek durumunda olduğumuz için kuram ve eleştiri anlamında da üretkenlik azalıyor.

8.Önceki kuşaklarda; epik, lirik, dramatik şiir veya uzun, kısa şiir gibi tartışmalar yaşandı. Bugün bu tür tartışmalar neredeyse hiç gündeme gelmiyor. Acaba bizim kuşağımız, bu tür tartışmaları “aştı mı”, yoksa “gereksiz” mi görüyor? Belki de başka bir neden..?

Bana soracak olursanız gereksiz. Lirik ya da epik, uzun ya da kısa şiir şeklinde bir ayrıma gitmek yerine bence ‘iyi şiir’ ya da ‘kötü şiir’ şeklinde bir ayrım yapmak daha doğru olur. Bu türden tartışmaların gündemde pek fazla yer almamasının nedeni de budur kanaatimce. Eğer tartışılacaksa iyi şiir-kötü şiir tartışılmalı ki bu türden yapılacak tartışmaların genç şairler açısından da yol gösterici olacağını düşünüyorum. Eğer iyi bir şiir yazmışsanız bu zaman içerisinde kendisine yer bulacak ve kalıcı olacaktır. “İyi şiir yedi canlıdır.” Demişler. Kendine her zaman bir yaşam alanı bulur ve tüketildikçe çoğalır.

9.Kendinizi, 20-30 yıl sonra edebiyat dünyamızda nerede konumlandırıyorsunuz?

Hiç düşünmedim böyle bir şeyi desem yeridir. Edebiyata şiirle başladım ve ömrüm yettiğince şiir yazmaya devam ederim sanırım. Ama ne konumda olurum onu hiç tahmin edemiyorum. Bence önemli olan herhangi bir konuma gelmekten ziyade yazma işinin sürdürülebiliyor oluşu. Yazmaya devam ettikçe ve çalıştıkça şiir anlayışımın da kendi içerisinde değişip gelişeceğini, bir söyleyiş ustalığına ve sanat istikrarına dönüşerek kendine bir yer bulacağını umuyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir