2010’lar Şiiri Üzerine Soruşturma-5: Zümrüt Karabudak

Soruşturmayı Yürüten: Eray Sarıçam

1.Şiirimizde bir “2010 Kuşağı” olduğunu düşünüyor musunuz?

Düşünüyorsanız;

a. Bu kuşağın, önceki kuşaklarla ortak ve farklı yönleri nelerdir?
b. Bu kuşağın, poetik yönelimlerinden bahseder misiniz?
c. Bu kuşağın, öne çıkan temsilcileri kimlerdir?

Düşünmüyorsanız;

a. Bir şiir kuşağının yahut akımının ortaya çıkmasını ve yazın dünyasında tebarüz etmesini sağlayan koşullar nelerdir?
b. 1990 yahut 2000’ler Kuşağı artık yaygın olarak kabul görmüşken, 2010’ları neden bir kuşak olarak kabul etmiyorsunuz?

2010 Kuşağı’nın olmadığı söylemek şiirin olmadığı anlamına gelmiyor. Kuşak her on yılın değerlendirilmesi ise evet 2010-2020 yılları arasında şiir cephesi boş kalmadı. İyi dergilerde iyi şairler yetişti. Kuşağı bir akıma bağlı kalmak olarak düşüneceksek böyle bir şeyden söz etmek mümkün değil. Bu gün her şeyde olduğu gibi edebiyatta da parçalanmışlık söz konusu. Şiirde bir ölçü yok. Bu durum genç şairlerin bocalamasına neden oluyor. Bir kuşağın ortaya çıkması için iyi bir okur toplumuna ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Maalesef bu gün bir çok şair sadece bir dergiyi takip ediyor. Çağdaş bir çok şair birbirinden habersiz. Dergah Dergisi’nin 2019 Ekim sayısına güzel bir not düşüldü. “Her büyük edebiyatta olduğu gibi Türk Edebiyatının da bir kanonu var. Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa vb. isimler sadece edebiyatın değil kültürümüzün de başucu kaynakları. Çocukların ve gençlerin uzun yıllara yayılan eğitimleri sırasında bu yazarlarla sahici bir şekilde tanıştırılması gerekiyor. Sürekli arayış içinde olma hâlini bir kenara bırakıp işe ‘Türk kanonu’nu belletmekle başlayabiliriz.”

2.1990 Kuşağı şairlerini, ekonomik krizler ve “28 Şubat” gibi olaylar fazlasıyla etkilendi. 2000’lerde ise bilgisayar, yazıcı ve cep telefonu artık hayatımızın bir parçası oldu. Doğal olarak bu yılların şairleri de bu tür teknolojik gelişmelerden etkilendi. 2010’lara geldiğimizde iki büyük olay görüyoruz: Gezi ve 15 Temmuz. Genel kanıya göre, ortaya bir kuşak çıkması için ülke ya da dünya çapında büyük olaylar yaşanması gerekiyor. Peki, bu iki büyük toplumsal olay, bu yıllarda eser veren şairleri nasıl etkiledi? Bir kuşak oluşmasını sağlayabildi mi? Veya poetik ve politik anlamda, şiirimizin önünün açılmasında bir “yararı” oldu mu?

Aliya İzetbegoviç ‘’Şairler insanlığın hassas antenleridir’’ diyor. Şair olaylar olduktan sonra değil olmadan önce harekete geçen, tehlikeyi sezendir. Gezi ve 15 Temmuzdan önce hangi şairler yaklaşan tehlikeyi fark etmiş buna bakmak gerekiyor. Bu olaylardan sonra yazılanlar şiir seviyesine ulaşamadı. İnsanlar sosyal medya ile maruz kaldıkları bir takım bilgileri şiir zannederek şiire benzemeyen karalamalar yaptılar. Bir şairin kalıcı olması için bir kuşağa ya da akıma bağlı olması gerekmiyor, iyi metinleri okuması yeterli. Teknolojinin şiire etkisi denilince aklıma Ahmet Murat’ın ‘’insansız bir uçak kadar yalnızdım düştüğümde’’ dizesi gelir. Fakat bunu her zaman bu ölçüde yapabilmek mümkün değil.

3.Şurası bir gerçek ki günümüz okuyucusu hızlıca “tüketebileceği” metinlere öncelik veriyor. Bu nedenle; öykü, roman ve deneme gibi türler, hem satış hem de okunurluk açısından şiirden çok çok önde. Elbette şairin temel amacı çok satmak değil. Fakat bu tüketim çağına “ayak uydurmuş” dergiler, yayınevleri ve şairler de var. Bu açıdan bakıldığında, bugünün şairleri, bu tüketim çağında şiirin de bir tüketim ürünü yapılmasına karşı nasıl reaksiyon gösteriyorlar veya göstermeliler?

Puşkin bir şiirinde şöyle diyor: “ Kulak asma ey şair, sevgisine sen halkın/ O cânım meth-ü sena, anlık gürültü, geçer.” Şair zekâsına ve hislerine güvenmek zorunda. Zaman süzgecinin adaletli bir eleme yapacağını bilerek müsterih olmalı. Şair “karanlıkların meleği gibi kendi yolunu aydınlatabilmelidir.” Bu da iyi bir okur olmakla mümkün.

4.2010’larda pek çok “faklı damardan” beslenen poetik yönelimler söz konusu: Epik, popülist, biçimci, görsel, imgeci, anlatımcı, felsefi vs. Ben tüm bu farklı yönelimlerin; klasik tabirle bir “delta”, bir “zenginlik” olduğunu düşünüyorum… Peki, sizce bugünkü tüm bu zenginliklerin, şiir geleneğimizle ne tür bağları vardır yahut herhangi bir bağ olmalı mıdır? Ve hangi yılların şiiri, gelenekten doğru ve tutarlı bir şekilde yararlanabilmiştir? (Gelenekten kastımı, hem uzak geçmiş hem de Cumhuriyet dönemi şiiri olarak düşünebilirsiniz.)

Türk şiiri köklü bir gelenekten geliyor. Gelenekle bağ kurmanın en samimi yolu Türkçe bilmektir. Cemal Süreya’nın “Türkçe Bilenin İşi Rast Gider ’’başlıklı bir kitabı var. İkinci Yeni şairleri gelenekten doğru ve tutarlı bir şekilde yararlanmıştır. Bugün Yunus’un dilini önemseyen bir çok şair var. Bu umut verici. Şair gelenekten beslenirken hangi çağda yaşadığının da farkında olmalı. Kullanacağı malzemeyi iyi seçmeli. Bunu yapabilirse modern şiirin de başarılı olacağına inanıyorum.

5.2010’lu yıllarda şiir-siyaset ve şiir-gündelik hayat ilişkisine nasıl bakmalıyız? Siyasetin ve gündelik hayatın sizin şiirinizdeki yeri nedir?

Bizim toplumumuzda şiir, siyaset ve gündelik hayat iç içedir. Şiirin siyaseti yönlendirebileceğinin farkında olmalıyız. Fakat biz siyasetin şiiri yönlendirmesine izin veriyoruz.’’ Müzik değişince dansın da değişeceğini’’ unutuyoruz. Gündelik hayatın şiire katkısının da farkında değiliz. Kendi gerçeklerimizle yazabilirsek şiirimizin hayata dokunan tarafları olacak. Oysa biz hep başka hayatlar peşindeyiz. Şiirimde gündelik hayatın siyasetten daha çok yer etmesini isterim. Bunun daha gerçekçi ve anlamlı olacağına inanıyorum.

6.2000’li yıllarda, çeşitli görüşlerden şairler “mail gruplarında” buluşur ve şiir üzerine tartışırlarmış. 2010’ların şairlerinin önünde ise Tiwitter, Facebook veya Instagram gibi uygulamalar var. Bu tür uygulamalardan mail gruplarındaki gibi verimli tartışmalar çıkabileceğine ve bu tartışmaların şiirimize ufak da olsa bir katkı sunabileceğine inanıyor musunuz? Yoksa mezkûr sosyal medya platformlarını salt “dedikodu” ve “linç” aracı olarak mı görmek gerekiyor?

Şairler de diğer insanlar gibi bu uygulamalar sayesinde güzel dostluklar kurabilir. Fakat böyle bir iletişimin şiire katkı sağlayacağını düşünmüyorum. Hatta bunun şaire zarar verdiğini söylemem gerekiyor. Bir çok kalem bu tartışmalarda yaşadığı anlık hazları kazanç sayarak düşüncelerini yazma gereği duymuyor. Elbette etkilenme de söz konusu. Dedikodu ve linç aracı olarak kullanmak ise popülerliğe katkı sağlıyor, şiire değil.

7.Cumhuriyet dönemi boyunca kimi kuşaklar, kuram ve eleştiri kitapları yayımlama konusunda epey çalışkanlar.(Örn: 1990 Kuşağı) 2010 Kuşağı bu konuda, en azından şu an için, çok da üretken durmuyor. Kuşağımızın, kuram ve eleştiri anlamında üretken olmamasının nedeni sizce nedir? Bilgi, görgü, tecrübe eksikliği mi, “ihtiyaç duymama” mı yoksa başka bir neden mi?

Hepsi diyebilirim. Eleştiri yazmak emek ve donanım isteyen bir iş. Bir şair üzerine yazacaksanız onun bütün eserlerini okumanız gerekiyor. Yaşadığı dönemi iyi bilmek gerekiyor. Tahlil edeceğiniz şiiri hangi yönlerden ele alacaksınız bunları saptamanız gerekiyor. Eleştiri sadece övmek ya da sadece yermek için yazılmaz. Bu gün pek de iyi olmayan bir çok kitap hakkında övgüler diziliyor. Bunu doğru bulmuyorum. Eleştiri yazılarında şairin ya da yazarın eksik yönleri de dile getirilmeli. Bir başka neden de eleştirinin sadece eser sahibi için yapıldığının sanılması. Eleştiri yazılarıyla edebiyata katkı, eser sahibine iyi ve kötü yönlerini görme fırsatı, kendimize de birikim sağlamış oluruz.

8.Önceki kuşaklarda; epik, lirik, dramatik şiir veya uzun, kısa şiir gibi tartışmalar yaşandı. Bugün bu tür tartışmalar neredeyse hiç gündeme gelmiyor. Acaba bizim kuşağımız, bu tür tartışmaları “aştı mı”, yoksa “gereksiz” mi görüyor? Belki de başka bir neden..?

İyi şiir az olduğu için şiirin türü hakkında konuşmak mümkün olmuyor. Şiir zannedilen kötü metinler yüzünden “iyi şiir’’ ifadesini kullanmak zorunda kalıyorum.

9.Kendinizi, 20-30 yıl sonra edebiyat dünyamızda nerede konumlandırıyorsunuz?

İyi bir okur olduğumu düşünüyorum.20-30 yıl sonra da yerimi muhafaza etmek isterim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir