2010’lar Şiiri Üzerine Soruşturma-8: Cengizhan Genç

Soruşturmayı Yürüten: Eray Sarıçam

1.Şiirimizde bir “2010 Kuşağı” olduğunu düşünüyor musunuz?

Düşünüyorsanız;

a. Bu kuşağın, önceki kuşaklarla ortak ve farklı yönleri nelerdir?
b. Bu kuşağın, poetik yönelimlerinden bahseder misiniz?
c. Bu kuşağın, öne çıkan temsilcileri kimlerdir?

Düşünmüyorsanız;

a. Bir şiir kuşağının yahut akımının ortaya çıkmasını ve yazın dünyasında tebarüz etmesini sağlayan koşullar nelerdir?
b. 1990 yahut 2000’ler Kuşağı artık yaygın olarak kabul görmüşken, 2010’ları neden bir kuşak olarak kabul etmiyorsunuz?

2010 kuşağı var; ancak bu kuşağı tam olarak anlayabilmek için yirmi, otuz yıl geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Kuşağın dinamiklerini yirmi, otuz sene geçmeden anlayabileceğimizi düşünmüyorum. Şimdi bir şeyler söylense bile bunlar sağlıklı yorumlar olmaz. O sebepten bekleyelim ve görelim.

2.1990 Kuşağı şairlerini, ekonomik krizler ve “28 Şubat” gibi olaylar fazlasıyla etkilendi. 2000’lerde ise bilgisayar, yazıcı ve cep telefonu artık hayatımızın bir parçası oldu. Doğal olarak bu yılların şairleri de bu tür teknolojik gelişmelerden etkilendi. 2010’lara geldiğimizde iki büyük olay görüyoruz: Gezi ve 15 Temmuz. Genel kanıya göre, ortaya bir kuşak çıkması için ülke ya da dünya çapında büyük olaylar yaşanması gerekiyor. Peki, bu iki büyük toplumsal olay, bu yıllarda eser veren şairleri nasıl etkiledi? Bir kuşak oluşmasını sağlayabildi mi? Veya poetik ve politik anlamda, şiirimizin önünün açılmasında bir “yararı” oldu mu?

“Gezi” de “15 Temmuz” da edebiyata bir zenginlik getiren olaylar değildi. Her iki olay için de yazılan şiirler iç karartıcı, edebiyat adına edebi hiçbir yönü olmayan ürünler. Bu iki olayla da ilgili herkesin bir fikri vardı; ancak bu fikirler zaman içinde yoğrulmuş, zenginleştirilmiş ve edebiyata yedirilmeye çalışılmış fikirler değillerdi. Ortaya çıkan ürünler de bu minvalde kötüydü. Ben herhangi bir yarar göremiyorum ortada. Akıllarda kalan bir tane “Gezi” ya da “15 Temmuz” şiiri söyleyebilir misiniz? Yaşanan bu iki olay ne kadar etkileyiciyse de ortaya koyulan “ürünler” etkileyici olmaktan o kadar uzak.

3.Şurası bir gerçek ki günümüz okuyucusu hızlıca “tüketebileceği” metinlere öncelik veriyor. Bu nedenle; öykü, roman ve deneme gibi türler, hem satış hem de okunurluk açısından şiirden çok çok önde. Elbette şairin temel amacı çok satmak değil. Fakat bu tüketim çağına “ayak uydurmuş” dergiler, yayınevleri ve şairler de var. Bu açıdan bakıldığında, bugünün şairleri, bu tüketim çağında şiirin de bir tüketim ürünü yapılmasına karşı nasıl reaksiyon gösteriyorlar veya göstermeliler?

Her dönemde tüketim ürünü şiirler vardı. Kendi dönemlerinde tüketildikleri için günümüze kalmayı başaramadılar. Şu an haklarında konuşmuyor olmamız çok normal çünkü tarihsel aşınmaya dayanabilecek yapıda eserler değillerdi, bu sebepten de unutuldular. Her dönemde insanların hemencecik tüketebilecekleri basit ürünlere ihtiyacı oluyor. Bu çok normal. Biz tartışmamızı bu nokta üzerinden değil, kalıcı edebi eser nasıl olmalı üzerinden gerçekleştirmeliyiz. Şiirin tüketim ürünü yapılmasına da kimsenin ses falan çıkardığı yok, kimse kendini kandırmasın. Herkes üç maymunu oynuyor.

4.2010’larda pek çok “faklı damardan” beslenen poetik yönelimler söz konusu: Epik, popülist, biçimci, görsel, imgeci, anlatımcı, felsefi vs. Ben tüm bu farklı yönelimlerin; klasik tabirle bir “delta”, bir “zenginlik” olduğunu düşünüyorum… Peki, sizce bugünkü tüm bu zenginliklerin, şiir geleneğimizle ne tür bağları vardır yahut herhangi bir bağ olmalı mıdır? Ve hangi yılların şiiri, gelenekten doğru ve tutarlı bir şekilde yararlanabilmiştir? (Gelenekten kastımı, hem uzak geçmiş hem de Cumhuriyet dönemi şiiri olarak düşünebilirsiniz.)

Geçmiş, gelecek ve bugün birbirinden ayrılamaz bir şekilde bağlılar. Onları ayrı düşünemeyiz. Türk şiiri deyince Göktürk döneminde yazılan şiiri de düşünmek zorundayız, Cumhuriyet döneminde yazılan şiiri de divan edebiyatında yer alan şiirleri de. Günümüzün en temel problemi bence Türk şiirinin hangi evrelerden geçtiğini bilmemek ve bu sebepten gelişim sürecini takip edememiş olmak. Geleneğin her dönemde nasıl ilerlediğini bilmek ve kendi şiirimizi o ırmaktan bambaşka bir kol çıkararak ayırmak, şiirimize kendi yolunu kazandırmak zorundayız.

5.2010’lu yıllarda şiir-siyaset ve şiir-gündelik hayat ilişkisine nasıl bakmalıyız? Siyasetin ve gündelik hayatın sizin şiirinizdeki yeri nedir?

Alenen siyasetin şiirimde yeri yok. Şiirin siyasetin çok ötesinde bir tür olduğunu düşünüyorum. Şiire siyaset sokmak şiirin kafasına sıkmak gibi geliyor bana. Ufak dokundurmalar belki olabilir; ancak siyasi şiirler yazmak istemem.

Gündelik hayattan çok kendi içsel hesaplaşmalarımı şiirime taşıyorum. Bu noktada yer yer epik şeyler yazsam da lirik şiire daha çok yaslanıyor şiirim. Duygunun merkezde olmasını seviyorum. Duygu gündelik hayattan da siyasetten de çok daha güçlü bir kavram benim şiirimde.

6.2000’li yıllarda, çeşitli görüşlerden şairler “mail gruplarında” buluşur ve şiir üzerine tartışırlarmış. 2010’ların şairlerinin önünde ise Tiwitter, Facebook veya Instagram gibi uygulamalar var. Bu tür uygulamalardan mail gruplarındaki gibi verimli tartışmalar çıkabileceğine ve bu tartışmaların şiirimize ufak da olsa bir katkı sunabileceğine inanıyor musunuz? Yoksa mezkûr sosyal medya platformlarını salt “dedikodu” ve “linç” aracı olarak mı görmek gerekiyor?

Bu imkanları nasıl kullandığınızla alakalı bir şey. Fayda amaçlı yaklaştığımızı söyleyemem. Mail grupları daha kısıtlı gruplardı. İnsanlar, konuşulanlar grupla sınırlı kalsın istiyorlardı. Mahreme saygı vardı çünkü. Günümüzdeyse sosyal medya platformları vitrin olarak kullanılıyor. İyi ya da kötü kişinin umurunda değil, merkezde olan şey “övülmek”. Üstelik komşu “X Amca”nın övgüsü de sosyal medyada mutmain kılmaya yetiyor kişiyi.

Geçmişteki mail gruplarına bakılırsa sağ ve sol ayırmaksızın ortak bir paydada buluşulduğu görülüyor. Eskiden X dergisinde şiiri çıkanlar Y dergisini de takip ediyorlarmış. Keza Y’de şiir yayımlayanların da X’i takip ettiklerini görüyoruz. Günümüzde ortak bir paydada buluşulması çok da mümkün değilmiş gibi geliyor bana. Yanılmayı arzularım tabii ki de. Ortak bir paydada buluşulup kendi kuşağımdan arkadaşlarla fikir alışverişinde bulunmayı çok isterim. Ben sosyal medyayı takip ettiğim genç arkadaşlarla iletişim kurmak için kullanıyorum. Birebir iletişimden de memnunum.

7.Cumhuriyet dönemi boyunca kimi kuşaklar, kuram ve eleştiri kitapları yayımlama konusunda epey çalışkanlar.(Örn: 1990 Kuşağı) 2010 Kuşağı bu konuda, en azından şu an için, çok da üretken durmuyor. Kuşağımızın, kuram ve eleştiri anlamında üretken olmamasının nedeni sizce nedir? Bilgi, görgü, tecrübe eksikliği mi, “ihtiyaç duymama” mı yoksa başka bir neden mi?

Günümüzde çok fazla edebiyat dergisi çıkıyor, bu kadar çok dergi olunca da X dergisinde şiir yayımlamayı başaramayan Y dergisinde şiirlerini yayımlatıyor. Şiirler bu kadar kolay yayımlanınca kişiyi şiir üzerine düşünmeye itecek bir güç kalmıyor. Bu itici güç olmayınca da merkez X dergisinde şiir yayımlatmaktansa daha kıyıda kalmış Y dergisi cazip geliyor. X dergisinde şiir yayımlatabilmek için bir şiir görgünüzün olması gerekiyor. Bu şiir görgüsüne giden yol da şiir üzerine düşünmek ve yazdıklarınızı düz yazıyla da desteklemekten geçiyor. Y dergisi ve diğer dergiler şiir üzerine düşünülmesini engelliyor. Y dergisinde şiir yayımlatmak oldukça kolay ve konforlu, bu konforu niye bıraksınlar ki?

8.Önceki kuşaklarda; epik, lirik, dramatik şiir veya uzun, kısa şiir gibi tartışmalar yaşandı. Bugün bu tür tartışmalar neredeyse hiç gündeme gelmiyor. Acaba bizim kuşağımız, bu tür tartışmaları “aştı mı”, yoksa “gereksiz” mi görüyor? Belki de başka bir neden..?

Bizim kuşağımız tembel bir kuşak, sebebi bu. 90’lar ve 2000’ler oldukça çalışkan ve kendilerini bu tartışmaların içinde olduklarında yaşıyor sayıyorlardı. O sebepten de sürekli bir tartışma ortamı hakimdi. 2010 kuşağı okumuyor, bu sebepten de ortaya yeni bir şey çıkarmaya çalışmıyor. Bu bir tür rahatlık aslında. Konforlu bir şey kendini tartışmalardan uzakta tutmak. Bir tartışmanın içindeyseniz savunmanız olması şart, savunma yapabilmek için de dersine iyi çalışmak gerekiyor. Kendi kuşağını okumayan bir kuşaktan bahsediyoruz, geçmiş kuşakları okumasını, yeni fikirler üretmesini beklemek komiklik olur. Daha çok bir tüketim kuşağı 2010 kuşağı.

9.Kendinizi, 20-30 yıl sonra edebiyat dünyamızda nerede konumlandırıyorsunuz?

Çok afaki bir soru, 20-30 sene sonra yaşıyor olacak mıyım bilemiyorum, o yüzden kendimi şurada görüyorum demenin çok da sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Bu soruya ancak 20-30 sene sonra bir cevap vermek mümkün zannımca.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir