Ali Necip Erdoğan – Bir Burjuva İnşası: Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı, ilk defa Hakikat gazetesinde 18 Aralık 1940-8 Şubat 1941 tarihinde “Büyük Hikâye” başlığı altında 48 bölüm olarak tefrika edilir ve kitap olarak da ilk kez 1943 yılında Remzi Kitabevi tarafından yayımlanır.

Romana önsöz yazan Füsun Akatlı’nın da belirttiği gibi roman iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümü “anlatıcı”nın hikâyesi oluşturur ki, bu asıl hikâye olan ikinci bölüme “giriş” niteliğindedir.

Birinci bölümde anlatıcı, işsiz kaldığı günlerin birinde Ankara’da dolaşırken eski bir arkadaşı olan Hamdi Bey’le karşılaşır ve işsiz olduğunu söyler. Hamdi Bey bir şirkette müdür yardımcısı olmuştur ve anlatıcıya iş ayarlayabileceğini söyler. Burada işe başlayan anlatıcı, aynı odada çalıştığı Raif Efendi ile tanışır ve onun içe kapanık sessiz halinden etkilenir. Raif efendinin hastalanarak işe gelmediği bir gün, onun evine gider, onu yakından tanıma fırsatı bulur. Raif Efendinin vaktiyle yazmış olduğu bir defter anlatıcının eline geçince rica minnet bu defteri Raif Efendi’den alır, okumaya başlar. Bu da romanın ikinci bölümünü oluşturmaktadır.

Raif Efendinin gençlik ve çocukluk yıllarından itibaren hayat hikâyesine, Almanya’ya gidişine, orada önce Maria Puder’in resmi olan “Kürk Mantolu Madonna” resmi ile karşılaşmasına, o resme tutku ile bağlanmasına daha sonra da Maria Puder’in kendisiyle karşılaşmasına tanık oluruz. Raif Efendi’nin Maria Puder ile olan “macerası”, babasının ölümü ile Almanya’dan zorunlu olarak dönmesiyle kesintiye uğrar ancak mektuplaşmaya devam ederler. Bir süre sonra mektupların da ardı kesilir. Raif Efendi Maria Puder’den vazgeçer, başkasıyla evlenir. Daha sonra Maria Puder’in hastalandığını, öldüğünü, ölmeden öncede bir Türk’ten çocuk doğurduğunu, o Türk’ün de kendisi olduğunu öğrenir.

Romanı tetkik edenlerin hemfikir olduğu konu, romanın iki bölümden oluştuğu yargısıdır. Birinci bölüm “anlatıcı”nın hikâyesi, ikinci bölüm “Raif Efendi”nin (romanın ana karakteri) hikâyesidir. Biz burada romanı bu iki bölüm üzerinden değil de, romanı (birisi ana karakter olan Raif Bey olmak üzere) üç karakter üzerinden okumanın daha doğru olduğu düşüncesindeyiz.

“Romanın yazılmasında, başta yazarın duygu ve düşünce dünyasında yer edinen insan, sevgi, aşk, yalnızlık ve yabancılaşma temalarının olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca Sabahattin Ali’nin 1928 yılında Almanya’ya devlet kanalıyla gönderildikten sonra orada tanıştığı ve âşık olduğu Frolayn Puder adlı bir bayanla yaşadığı yoğun duygular da eserin yazılmasında diğer bir etken olarak karşımıza çıkar.”(http://www.edebiyatfatihi.net/2013/12/kurk-mantolu-madonna-ozetiksileryer-ve.html). Bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere yazarın “duygu ve düşüncesi”nin izlerini sürerken “anlatıcı” üzerinden kendi hayatını “geri dönüşsüz” bir biçimde etkileyen Maria Puder’in hikâyesine ulaşırız.

Füsun Akatlı’nın da belirttiği gibi yazar bu hikâyesinde toplumcu olmamakla itham edilmiştir. Bireyin “serüvenini”, içsel durumunu, yalnızlığını anlattığı için toplumcu olmamakla eleştirilir. Oysa bireyden bahsedebilmek için burjuva toplumun varlığı zorunlu koşuldur. Yani bir toplum olmalı ki, biz bir bireyden söz edebilelim. Birey, burjuva toplumunda görünür olmakla, tecessüm etmekle varlık kazandığına göre, kendi değişim ve dönüşümünü topluma dayatan kişi olmaktadır. Bunun en çarpıcı örneği Raif Efendi’nin baba mesleğini devam ettirmeyerek sanata ilgi duymasıdır. Zaten hikâyenin kırılma noktası da burasıdır. Hikâyeyi “baba mesleğini devam ettirmeyen” Raif Bey üzerinden okuduğumuzda, neden baba mesleğini devam ettirmediği sorusu bizi “hikâyenin” oluşma/yazılma nedenine de götürmektedir. Bu da (baba mesleğini reddediş) genç Cumhuriyetin değişim ve dönüşümünün izlerini sürmemize imkan veren bir “araca” dönüşmektedir. İçinde yaşadığı topluma yabancılaşan bir bireyin hikâyesi aynı zamanda içinde yaşadığı toplumun da hikâyesidir.

Raif Efendi, Osmanlıdan Cumhuriyete evrilişin simgesidir. Raif Efendi’nin babası, zanaatkarlıktan sanayiye geçişin izlerini sürmekte, bunun için de oğlunu sanayinin merkezi olan Almanya’ya göndererek Cumhuriyette var olmanın yollarını aramaktadır. Ancak Osmanlıdan zihni olarak kopuşun simgesi olan oğlu (Raif Bey) maddi refahı “sanat arayışına” dönüştürmektedir.  Raif Efendi’nin babası genç Cumhuriyetin sanayicisine dönüşürken (dönüşmeye çalışırken), Raif Efendi de bu oluşturulmaya çalışan sınıfın sanatını temsil etmektedir.

-Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali, Yapı Kredi Yayınları

Bu yazı ilk olarak www.tyb.org.tr adlı sitede 04.11.2014 tarihinde yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir