Aslıhan Aksakal – “Kendine Ait Bir Oda”

Virginia Woolf bu eserinde kadınlar arasından neden Shakespeare gibi bir dehanın çıkarılamadığının cevabını verir. Bu cevabı verirken British Museum’un kütüphane raflarında bizi gezintiye çıkarır. Eline bir kalem ve bir defter alan Woolf, raflardaki kitapları inceler ve erkeklerin kadınlar hakkında yazdıklarını ve yazmadıklarını; kadınların yazdıklarını ve yazmadıklarını değerlendirir. Kadınların yazdığı edebi ürünlerin bazılarına göz gezdirirken bazılarını eline alıp okuyan ve yorumlayan yazar, kadınların yazamadıklarına da zihninde yer verir. Bu zihin süreci bizi kitabın içine dahil eder, Virginia Woolf ile beraber beyin fırtınası yapmamızı, düşünmemizi sağlar.

Woolf okuyucuyu kendi düşünme sürecine katar. Kendisine, zihnine sorduğu sorular kitabı okuyanı da sorularla meşgul eder, Woolf’un zihnine müdahil olmaya sebep olur. Onun zihninin köşesizliğiyle, esnekliğiyle beraber okuyan da düşünceden düşünceye geçerek “Kadınlar ve Kurmaca Yazın” üzerinde kafa yorar ve ister istemez mantığını kullanabilen, nedensellik ilkesine inanan herkes Woolf’a katılır.

Savunduğu görüşe oldukça ciddi dayanaklar bulan, somut örneklerle ne düşündüğünü açıklayan, kurduğu sağlam diliyle kendinin ve özellikle “ortak oturma odasında sıkışıp kalan” kadınların sesi olmaya çalışan Virginia Woolf kendine ait bir oda yaratanlardan. 1928 yılında yazılan eserde o güne kadar kadınların yaşamak zorunda bırakıldığı hayatlara dokunulmakta. Woolf, kendisine ait bir odası olamayan, dayatılanları öğrenmek ve öğrendiklerini yaşamak zorunda olan kadınların dünyadaki eril yazarlar gibi özgür bir düşünce gücüne sahip olamayacağını -haklı olarak- çok doğal bulur.

Kurmaca yazının ne olduğunu, hangi kaynaklardan beslendiğini ve kurmaca yazında nelerden kaçınılıp nelere tutunulması gerektiğini de sayfaları içine serpen Woolf, İngiltere toplumunu şekillendiren normların ataerkil zihne ait olduğunu ve kadınların hür bir yaratım gücüne bu sebepten sahip olamadıklarını gözümüzün önünde beliren, elle tutulur örneklerle açıklar.

Yazar eline aldığı kitapların yazarlarına seslenirken aynı zamanda kadın yazarlara, hatta tüm kadınlara seslenir. Kadın hareketinin çok önemli kitaplarından biri olan bu eser; 1928 yılına değin İngiltere’deki kadınların toplumdaki ve yazındaki konumunu kavramak için, her kadının kendine ait bir odasının ve o odanın bir kilidi olması gerektiğini öğrenmesi için çok değerli bir başyapıttır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir