BALZAC ve ZOLA’DAN GERÇEKÇİ BAKIŞ ROMANLARI: EUGENİE GRANDET ve THERESE RAQUİN

Ayşe Gizem Akmanlı

Genel anlamda dünya edebiyatına bakıldığında edebiyatın dönüşümü mitler üzerine kurulu ve olağanüstü olayların anlatıldığı metinler ile başlar. Bu metinler incelendiğinde gerçekliğe dair bir şeyler bulmak oldukça zordur fakat zaman geçtikçe dönüşüm gerçekleşmiş ve gerçek hayatta görülebilen olayların edebi metinlere girişi başlamıştır. Gerçekçi romanların ilk örneklerine bakıldığında Balzac ve Zola’nın isimleri oldukça değerlidir. “Edebiyatta gerçeklik” fikrini açık bir şekilde yansıttıkları Eugenie Grandet ve Therese Raquin eserlerini bu bağlamda tartışmak gerçeklik fikrinin özelliklerini ve nedensellikle olan ilişkisini ortaya çıkarmakta yardımcı olacaktır. Bu yazımda öncelikle gerçekçiliğin getirdiklerinin bu iki esere olan yansımalarından, daha sonra da en önemli yansıma olan nedensellik ve Balzac’tan Zola’ya olan dönüşümünden bahsedeceğim.

Başlangıç olarak Eugenie Grandet ve Therese Raquin eserlerine gerçekçi anlatımın verdiği özelliklere bakmak gerekirse önemli özelliklerden bir tanesi tasvirlerdir. İki romanı da açıp ilk sayfalarına bakıldığında mekan tasvirleri öne çıkar. Mekan en açık haliyle, hiçbir şeyi örtmeden, iyisine iyi, kötüsüne kötü diyerek okuyucuya sunulur ve bu da okuyucunun zihninde mekanı sanki bir sahne gibi hayal etmesini sağlar. Ayrıca bu mekan tasviri mekan ve karakterler arasında bağ kurmayı sağlar. Bu mekan tasvirleri ile olayların yaşanacağı yer o kadar açık ve nettir ki okuyucu rahatça olaylara ikna olmaya başlayabilir. Daha sonrasında zaman kavramı da oldukça nettir. İki romanda olayların yaşandığı zamanı anlayarak olayların gelişiminin hem takibi hem tasviri yapılabilir durumdadır. Yaşanan olaylar ile zamanın kültürel gereklilikleri gerçekçi romanda büyük bir ilişki içerisindedir. Karakterler özel biri, bir kahraman ya da yüce biri vs. olmak zorunda değildir. Eugenie Grandet’e baktığımızda karakterler taşrada yaşayan normal toplum insanlarıdır. Therese Raquin’de de kendi halinde yaşayan insanlar konu alınır. Bu durumda gerçekçi bir romanda karakterler sıradan insanlar olabilirler. Normal bir hayatta bir insanın başına ne gibi bir felaket ya da iyilik gelebilirse gerçekçi romanda da bu olayların kurmacasının işlendiğine bu iki roman iyi birer kanıt olabilir. Karakterlerin özellikleri ve tasviri de bir portre gibi gözler önündedir. Fakat edebiyat alanındaki gerçeklikte portreden büyük bir fark vardır. Gerçekçi romanda yapılan fiziksel özellik tasvirlerinden kişilik yapısı, psikolojik durum da yorumlanabilir. Örneğin Therese’in “demir gibi bir sağlığa” sahip olup güçlü bir kız olması onun her türlü sakinliğine rağmen içinde olan hareketli ve istediğini yapabilir biri olma halinin de olabileceğine ışık tutabilir. Tüm bu özellikler uzun betimlemelerle anlatılabilir ve okuyucunun zihninde tam bir görsel oluşabilir. Mekan, zaman, karakter gibi ana öğelerden sonra olay kavramına gelmek gerekirse bu iki romanda da olduğu gibi kurgulanan olayların gerçek hayatta yaşanabilir olması gerekir. En önemli nokta ise tüm bu öğelerin neden sonuç ilişkisi içerisinde olması meselesidir. Eugenie Grandet ve Therese Raquin eserleri tüm ana öğeleri içerir ve gerçekçi bir roman olabileceğini kanıtlar. Fakat asıl tanıyı koyacak olan konu bu iki romandaki neden sonuç ilişkisi kavramının nasıl işlendiğin ve tamamen gerçekçi bir roman olup olamayacaklarının belirlenmesi ile ortaya çıkacaktır.

Daha önce bahsetmiş olduğum gerçekçi bir romanın içermesi gereken özellikleri birbirine bağlayıp onu güçlü bir gerçekçi roman yapacak olan şey sebep sonuç ilişkisidir. İlk olarak bu öğelerin birbirine bağlanıyor olması meselesi sebep sonuç ilişkisini kuvvetlendirecek olan durumdur. Seçilen mekan ve özellikleri, olayların yaşandığı zaman ve karakterin etrafındaki insanların olaya ışık tutması ve bir ilişki kurulması kurgu olan metnin gerçekliğini ortaya koyar. Örneğin Therese Raquin romanında Camel’in karakter yapısı annesinin ona olan tavırları ile gelişmiştir, Therese’in daha sonrasında başına gelenler ise üzerinde baskıyla büyütülmesi ile bağlanabilir. Eugenie Grandet romanında ise mekan için yapılmış olan “1789’dan beri ülkeyi çalkalandıran değişik devrimler sırasında kırılmış armalarının bazı kalıntıları hala görülür” tasviri zaten ülkenin durumunun karışık olduğunu ve bunun insanların sosyal hayatlarını etkileyeceğini gösterir. Zaten Eugenie Grandet romanı da sosyal eleştiriler içeren bir romandır. İki romanda da olan bu gibi bağıntılar kahramanları ve yaşadıklarını anlamakta yardımcı olur ve okuyucu kahramanın hayatının içine rahatça girebilir. Yani metnin içine yerleştirilmiş olan nedenler olayların gerçekliğini geliştirir ve sahnedeymiş gibi bir sunum ortaya çıkarır. Bu konuda iki metin de ortaktır. Yani Therese Raquin ve Eugenie Grandet romanları ana öğeleri açısından da, nedensellik içermesiyle de gerçekçi bakışla yazılmış romanlar olduklarını kanıtlarlar.

İki roman arasında da görmüş olduğum bu özellikler onları bana göre gerçekçi roman yapar fakat aralarında bir fark vardır. Eugenie Grandet ve Therese Raquin romanlarında ‘nedensellik’ bence farklı bir şekilde işlenmiştir. Eugenie Grandet romanı 1829 yılında yazılmışken Therese Raquin romanı 1867 yılında yazılmıştır. Yani bu romanların asıl amacı gerçekten de gerçekçi bir bakışla yazmak ise zaten yıl farkından bile yazarların bakış açılarının farklı olabileceği tahmin edilebilir. Balzac romanında olaylar, mekan, zaman gibi öğeler net bir şekilde birbirlerine bağlıdır. Her biri birbirini tetikler. Romanı yorumlarken toplumun ya da ana karakterlerin davranışlarını ister istemez zamana, mekana bağlamak doğaldır. Yani bu olaylar silsilesi birbirlerine daha çok daha önce saymış olduğum öğeler ile bağlanmıştır. Tam olarak bu noktada Eugenie Grandet ile Therese Raquin romanları birbirlerinden ayrılırlar. Therese Raquin için bence daha çok deneysel bir roman diyebiliriz. Çünkü ‘nedensellik’ meselesini Zola ana öğelere bağlamının dışarısında daha çok psikolojiye bağlamıştır. Romanda gelişen olaylar karakterlerin yaşadığı psikolojiler ile gelişir. Yani daha çok duygusal yapılarına bağlıdır. Kısacası demek istediğim Therese Raquin romanında mekan, zaman gibi öğelerle sebep sonuç ilişkisi görülüyor fakat karakterlerin yapıları, düşünceleri ve hisleri bu öğelerin daha ötesinde bir nedenselliğe sahip duruyor. Bunun sebebinin de Eugenie Grandet yazıldığında bu romana verilecek bir akım ismi yokken Zola’nın natüralizmin kurucusu olarak görülmesi ve natüralizm görüşü ile yazmış olması olabileceğini düşünüyorum. Yani Zola’nın bu metni yazarken gerçekçiliği için ve tam olarak yaşananları yansıtması için kullanabileceği bir düşüncesi gelişmiş olması fakat Balzac için bunun daha mümkün olamaması söz konusu olabilir. Ayrıca Zola’nın natüralizm hakkında olan düşüncelerini kanıtlamaya ihtiyacı olması normaldir fakat Balzac için bu yine geçerli olamamıştır. Bu fark ikisinin de gerçekçi roman olduğunu kanıtlayabilir. Çünkü bence Balzac’ın Eugenie Grandet romanı bu bakış açısı için bir yol olarak görülebilir. Bu durumda Zola’nın nedenselliği arttırarak gerçekliği daha çok ortaya koyması bana göre zaten bir gerekliliktir.

Sonuç olarak Therese Raquin ve Eugenie Grandet romanları mekan, zaman, karakter, olay ve sebep sonuç ilişkileri ile gerçekçi romanlardır fakat iki romanda da hem zamansal olarak değişen fikirler ile ‘nedensellik’ kavramı farklı şekillerde işlenmiştir. Elbette ki bu durum birbirlerinin gerçekliliğini değiştirmez. Bu durum sadece bir romanın diğer romandan daha da gerçekçi olmasını sağlar. Bu yüzden iki roman da bana göre net bir şekilde gerçekçi bir anlatıma ve olay örgüsüne sahiptir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir