“Bir Şeyler Yapmalıyım İle Bir Şey Yapmak” Arasında Enes Kılıç Şiiri

Enes Kılıç, bizim kuşağın en “atak” isimlerinden. Ataktan kastım, sosyal medya yahut “küçük” dergilerin sayfalarından kuşak arkadaşlarına ahkâm kesmek anlamına gelmiyor. Kılıç’ın atak tavrı, şiirlerdeki “samimiyetten” kaynaklanıyor. Samimiyet ise soyut bir kavram değil, daha ziyade, şairlerin önünü kesen ideolojik körlüğün alt edilmesiyle ilgili. Şunu açıkça söylememiz gerekiyor, 1970’lerde ideolojik körlük bugünkü birçok şairi de esir almış durumda. Denebilir ki Kemalizm renk değiştirmiştir. Behçet Necatigil, Ceyhun Atuf Kansu, Cahit Külebi ya da Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi isimler nasıl ki zamanında “Atatürk” başlıklı şiirler yazdıysa bugün de cumhurbaşkanı için “Gazi”, “Reis” vs. unvanlar kullanılarak şiirler yayımlanıyor. Bunca politize olmamızın çeşitli nedenleri var; ama bence en önemlileri Gezi ve 15 Temmuz… Enes Kılıç, şiirini böyle bir dönemde “güvenli alana” çekebilmiş az sayıdaki şairlerden. Kılıç da 2010 Kuşağı şairlerinin hemen hepsi gibi siyasi imgeler hatta semboller kullanıyor, burası bir gerçek. Peki, nasıl oluyor da Bütün Ölümlerimle Aynı Arabada bugünün şiir ortamında dikkatleri üzerine çekebiliyor? Bunun asıl nedeni hiç kuşku yok ki, “lirizm”dir.

Enes Kılıç, her şeyden önce lirik şiir yazan bir şair. Ancak o geçmişten dersini iyi almış daha doğrusu dersine iyi çalışmış bir şair. Yani yaşadığımız şu hayat ile bağının koparmıyor. Şiirinde hayatın her anında hemen her zaman karşılaşabileceğimiz olgulara değiniyor. Değiniyor diyorum çünkü yolun daha çok başında. Olgunlaşma evresine geçtiği vakit, değinmenin ötesinde artık bu olguları değiştirecek, dönüştürecek… Çünkü lirik şiir, sanılanın aksine, muhaliftir. Bakmayın kimilerinin, “eliniz ayağınız tutuyor, niye lirik şiir yazıyorsunuz” demesine!

Bütün Ölümlerimle Aynı Arabada şairin ilk kitabı. Karşımızda daha ilk kitabıyla belli bir aşama kaydetmiş bir şair var. Ayrıntılara adeta bir “kazıcı” gibi önem veren; dikkati ve konuşma dilini önceleyen bir şair… Konuşma dilini sığlığa düşmekten ise yine lirizm koruyor. Aşağıdaki dizelerde, Cemal Süreya’nın; Göçebe, Ülke ve Bir Kentin Dışarıdan Görünüşü vb. şiirleri gibi merkezden çevreye doğru bir yayılma söz konusu. Zaten lirizm tam olarak budur, “ben” önce kendini keşfeder, sonra “çevre”ye yayılır. Bu yayılma sürecinde öncelik kendi gözlemleridir. Çünkü “ben” ne kadar güçlü ve kendinden emin olursa şiire o derece derinlik kazandırır:

“Bir şeyler yapmalıyım ile bir şey yapmak arasında

Elimden gelmiyor ya rabbi bir çiçeğin susuzluğunu gidermek

Kaldırıp bir taş atamayacak kadar zalimim, yok değilim

Mazlumun yanındayım herhalde ya rabbi bana öyle geliyor, hatta

Hep mazlumun ve kaldırıp taş atacak kimsem de yok, tuhaf

Sustum elimdeki taşları sakladım, son kertede istikrar sürmeli

Ve ben o kızı alabilmek için okulları geçmeliyim, anladım.” (11)

Kılıç’ın şiirleri, kimi özellikleri ile bizdeki geleneksel liriğin dışına çıkıyor. Örneğin bu şiirler, Behçet Necatigil, Hilmi Yavuz gibi lirik şairlerin aksine, pekâlâ yüksek sesle okunabilecek yapıdalar. Hem dizelerin uzunluğu hem de temalar bunu mümkün kılıyor. Dizelerin uzun olması, şairin, aklını duygularına teslim etmediğini, tersine duygularını aklına teslim ettiğini gösteriyor. Lirik şiirde ahenk en önemli ögelerdendir. Bu şiirlerde de ahengi “düşünce” sağlıyor. Kitapta sıkça geçen “silah”, “savaş”, “öfke” gibi kelimeler dahi “düşüncenin” getirisidir:

“Bir marşım olsaydı bir savaşım olurdu, karşılık verirdim bu öfkeye

Ama insan bütün ölüleriyle aynı arabadaysa,

Müziğin sesini kısmak gerekir.

Tam burada bir şiirle irkilmek isterdim, çarpılmak bütün hızın ortasında

Bir haberle değil, bir silahla değil, seninle değil” (19)

Mahmud Derviş, Türkçeye Ali Kozan’ın çevirdiği bir röportajında şöyle diyor: “Bazı metinlerim, epik şiiri çağrıştırabilir. Bu şiirlerdeki lirizm ne kişisel ne de bireysel; kolektif lirizmdir. Bu da ne tamamen lirik ne de tamamen epik bir şiiri işaret eder. Genç şairler sürekli olarak romantizm ile lirizmi birbirine karıştırıyorlar.” Sanırım Enes Kılıç şiirini en iyi bu şekilde tanımlayabilirdik. Çünkü Kılıç’ın şiiri özünde barındırdığı tüm lirizme rağmen bir yandan da epik şiiri çağrıştırır. Lirik ile epik’in bu denli iç içe geçmesi elbette kolektif lirizm olarak karşılık bulabilir. Yazımın ikinci paragrafında lirizmin sanılanın aksine muhalif olduğunu söylemiştim. Enes Kılıç’ın şiiri de bu açıdan bakıldığında muhalif-lirik bir şiirdir. Hasan Bülent Kahraman, “isyan dili” olarak gördüğü, Fransız ve Rus devrimlerinin ardından ortaya çıkan şiirlere “devrimci romantizm” der. Bu düşünce, lirizmin, sosyal ve siyasi olaylara karşı ilgisiz yahut aldırmaz olduğu yönündeki kanıyı karşısına alıyor. Bu bakımdan, Bütün Ölümlerimle Aynı Arabada., Adorno’un “lirik şiir, insanların meta tahakkümü altına girişine karşı bir tepki biçimidir” dediği yere tekabül ediyor:

“Unutulmak, yazın birden bittiği ikibinler

Geçeriz bütün bunları sen sıkılma sevgilim,

Ortaasya’dan Anadolu’ya geliyor gibi şen ve şark, kibirsiz

Türküm ve sevmekten başka bir planım yok,

Aynaya baktığımda babam ve anadolu kalmaktan başka

Yüzüm yok ve kendime geleceğim.” (24-25)

Bugünkü şiirin en önemli sorunlarından biri klişedir. 1970 ve 1980’ler, birbirlerinin zıttı gibi görünseler de aynı hataya düştüler: Klişe! Yirmi, yirmi beş yıl süren bu makûs talihten kurtulmak için, 1990’ların ikinci yarısında önemli adımlar atıldı. Ancak takip eden 2000’ler tekrar klişe şiirin örneklerini verdi. Bizim kuşağımız ise klişe ile hesaplaşma içinde. Enes Kılıç, bu hesaplaşmayı daha ilk kitabı ile belli bir seviyeye taşımayı bildi. Onun şiirinde, sağ’dan ve sol’dan kuşak arkadaşlarının pek çoğunda görülen, “akbil”, “Twitter”, “ekmek” , “dava” türünden kelimeler asgari seviyede. Ayrıca bütün şiirlerini yayımlandığı İtibar dergisindeki diğer şairlerin aksine, “biçim” çalışması içerisinde olduğu da bir gerçek.

Lirik şiiri, günümüz şairleri çoğu kez ,“aşağı” bir şeymiş gibi algılıyor. Aslında onlar, lirik ve romantik şiiri karıştırıyorlar. Turgut Uyar 1984 yılında yayımlanan Dün Yok Mu adlı kitabında, “bilir misiniz aşk şiiri yazmaktan utanıyoruz artık/ Ne kadar ayıp değil mi” demişti. Aradan geçen yıllara rağmen aynı şeylerin konuşulması ne kadar ilginç… Bütün Ölümlerimle Aynı Arabada örneğinden yola çıkarak, sosyal ve siyasi konuların lirik bir söyleyişle okuyucuda nasıl güzel izlenimler bırakabileceğini görüyoruz. Şayet Enes Kılıç bu yol üzere şiirini kurmaya devam ederse 2010’ların önde gelen isimlerinden olacağına dair hiçbir şüphe yok.

  • Eray Sarıçam’ın, yakında Karakum Yayınevi’nden çıkacak “Başak Toplayan Şair” adlı eleştiri kitabından.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir