DİRENİŞİN ÖĞRETMENİ: SEMİH EL-KASIM

Mirza Muhammed Atan

Mahmud Derviş’in dostu, mektup arkadaşı Semih El-Kasım 11 Mayıs 1939’ta Ürdün’ün Zerka şehrinde doğdu. Şair, doğum tarihi olarak 1948’i bilir. Çünkü çocukluk hatıraları İsrail’in kuruluşu ve ardındaki 1948 olaylarıyla doludur. İsrail kurulduktan sonra Filistinlilerin Büyük Felaket diye isimlendirdikleri Nekbe işgallerine başlamıştı. Semih’in çocukluğu bu işgal dönemine denk gelir.

Semih El-Kasım, Filistinli Dürzi bir aileye mensuptu. Dürzi liderlerinin İsrail’le yaptığı anlaşmaya göre bütün Dürzi erkekleri İsrail ordusunda askerlik yapmak zorundaydı. Semih’in babası da bu zorunluluğa uymuş, Ürdün ordusunda görev almıştı. Semih, 2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla ailesiyle birlikte Filistin’in Celile yakınlarındaki Rama köyüne yerleşti. Babası askerlik görevine devam edip buraya yakın bir birliğe gönderildi.

Semih El-Kasım, Rama’da İlkokul 3. sınıftayken Nekbe olayları olur. Köyü İsrail askerleri tarafından bombalanır, kapılar kırılarak evde arama yapılır bütün köy halkı aşağılanır.  1948 olayları Arap milliyetçiliğini Batı karşıtlığı ve özellikle İsrail düşmanlığına dönüştürmüştü. Semih’in çocukluğunda yaşadıkları yüzünden küçük yaşlardan itibaren ateşli bir vatansever olmuştu. Bu yüzden Arap milliyetçiliğini benimser, vatan olarak ise İsrail’i değil Filistin’i kabul eder.

Semih El-Kasım, lise okurken işgale karşı edebiyatla direnme yolunu seçer ve arkadaşlarıyla bunun için edebi çalışmalar yapar. Arkadaşlarıyla ne zaman bir araya gelseler konuşmaları Filistin’in özgürlüğü ve Arap milliyetçiliği üzerinde olurdu.

İsrail Devleti, Dürzilere verdiği imtiyazlarla az bir kısmı hariç çoğunu yanlarına çekmişti. Dürzi çoğunluğunun gözünde İsrail; kazanan, biat edilmesi gereken taraftı. Semih, kazananın yanında olan çoğunluğun aksine mazlumun yanında olan az bir kısımda yer almayı seçti. Semih, kendisini Dürzi azınlığa değil Filistin toplumuna ait gören liseden arkadaşlarıyla “Özgür Dürzi Gençliği” adında zorunlu askerliği ve Siyonistlerin diğer dayatmalarına karşı çıkan bir grup kurdu. Bu oluşum Dürziler arasında Siyonist politikalara karşı çıkan bir ilk dik duruş örneğiydi.

Şiirlerde insanlığın, barışın bayrağını dalgalandıran Semih, askerliğe çağrılma yaşına gelince İsrail ordusu bütün Dürziler gibi onu da askerlik yapmaya çağırdı. Siyonizm karşıtı birisi için bu çağrı ağır bir hakaretti. Bu çağrı onu öfkelendirmişti. İsrail ordusunda yer almaktansa hapse girmeyi göze aldı ve askerliği reddetti. Dönemin İsrail Başbakanı David Ben-Gurion’a “kendisinin silah değil şiir için doğduğunu ve ordularında asla askerlik yapmayacağını” belirten bir mektup yazdı.Semih el-Kasım, bu hareketiyle İsrail’de askerlik yapmayı reddeden ilk Dürzi olur.

Semih el-Kasım’ın İsrail Başbakanına yazdığı mektuba verilen cevap çok gecikmez. Yine bir akşam vakti, arkadaşlarıyla Filistin meselelerini konuşmak için toplanacakları yere doğru evden çıkan Semih’in önüne İsrail askerleri çıkar; onu yaka paça tutuklayıp cezaevine gönderirler. Semih el-Kasım, defalarca girip çıkacağı İsrail hapishaneleriyle ilk kez tanışır.

Semih’in tutuklanması Dürzi gençleri ayağa kaldırır. Çok fazla destekçisi, seveni olan Semih’in uzun süre tutuklu kalmasının isyana sebep olmasından çekinen İsrail onu birkaç haftalık tutukluluktan sonra serbest bıraktı. Serbest kalan Semih, Rama’ya dönerek köy öğretmeni olarak çalışmaya başladı.

Semih El-Kasım,  işgale karşı koymanın en etkili yolu olarak şiiri görür. Şiire erken yaşta başlayan Semih daha 18 yaşındayken ilk şiir kitabı olan: Güneş Alayları’nı (Mevakib el-Şems) çıkartır. İlk şiirlerini milliyetçi duygularla yazar. Ona göre bütün dünya onu dinlemek zorundaydı.

Genç yaştaki Semih el-Kasım, şiirleri Filistin ulusal hareketinin bir parçası olarak övülen, aralarında Mahmud Derviş ve Tevfik Zeyyad’ın da bulunduğu “direniş şairleri” olarak isimlendirilen şairler arasında anılır. Bu isimlendirme onu gururlandırır. Kendisinin sadece Arap ve Filistin direnişinin şairi olmadığını ENTERNASYONAL direnişin şairi olduğunu belirtir.

Semih el-Kasım, ilk kitabını çıkarttıktan sonra İsraillilerin tepkisini çeker. Semih’in şiirleri “İsrail’e atılan bir kurşun” gibiydi; şiiri yasaklanır, bütün gözler ona çevrilir. Kendisi İsrail gizli servisi Şin Bet tarafından takip edilmeye başlanır. Semih’i düzenli olarak onu taciz etmeye başlarlar. Başına gelebilecek her şey gelmişti; öğretmenlik işinden kovulmuş, kitapları toplatılmış ve bir işe girip çalışması engellenmişti.

Edebiyatın siyasetten ayrı olup olmaması tartışılır. Fakat bu tartışma Filistin edebiyatı için geçersizdir. Filistinli edebiyatçıların siyasetten uzak olma gibi şansları yok denecek kadar azdır. Bu yüzdendir ki Semih el-Kasım da bir süre sonra politikanın içerisine girmiştir.

Semih el-Kasım, Filistin’in kurtuluşu için yazdığı, uğruna hapislere girdiği şiirlerini destekleyecek şekilde; “Sömürgeciliğe karşı Arap halklarıyla” sloganıyla hareket eden, Filistinlileri savunan İsrail Komünist Partisine katılır. İsrail hükümeti, Filistinli şair ve yazarların kendilerini politik olarak ifade edebilecekleri sivil bir örgüte izin vermediklerinden bu partiye katılmak dışında pek seçenekleri yoktur. Tıpkı Mahmud Derviş gibi bu partiye katılır, aktif olarak görev alır. İki şair aynı evde yaşamaya başlarlar. Bu ev arkadaşlığı 5 ay boyunca sürer. Aralarındaki büyük dostluğun temeli kısa bir sürede bu evde atılır.

Çıkan kitaplar ilk önce İsrail devletinin askeri sansür kuruluna gider, burada incelendikten sonra uygun görülürse basılırdı. Askeri sansür Semih el-Kasım’ın, kuruldan geçen kitaplarının kimi yerlerinde şiirin tamamını, kimi yerlerinde ise yarısından çoğunu sansürlerlerdi. Bu aşağılayıcı duruma daha fazla tahammül edemeyen şair yeni çıkacak kitaplarını kurula göndermeden yayımlanmaya karar verir.

1968’de cezaevindeyken yazdığı şiirlerini toplattığı “Ve Yıldırım Kuşları Gelir” kitabını sansür kuruluna göndermeden bastırdı. Verdiği kararı uygulamıştı. Kitap basılır basılmaz çok ses getirir. Kitabın basımından birkaç gün sonra Semih el-Kasım tutuklanır. Bu tutuklamayla hıncını alamayan İsrail kitabı toplatır. Polis merkezlerine kitap kapağının resmini asar ve bulanların derhal getirmesi emredilir.

Şairin tutuklanması ve bir kitap hakkında tutuklama kararının çıkartılması büyük tepki alır. Semih el-Kasım’a dünyanın çeşitli yerlerinden destek mesajları gelir. İsrail’e onlarca protesto telgrafı gönderilir. Geri adım atan İsrail, Semih el-Kasım’ı serbest bırakır. Askeri sansür kurulu göstermelikte olsa geri adım atmak zorunda kalır.

Semih el-Kasım’a vefat etmeden birkaç sene önce karaciğer kanseri teşhisi konulur. Düzenli olarak tedavi görmesine rağmen bu durum onu şiirden ellerini çekmeye götürmez. Çünkü Semih, ölümü sevmez ama ondan da korkmaz. Son dönem yazdığı “ ” şiirinde ölümle ilgili düşüncelerini yazar. Semih el-Kasım, 19 Ağustos 2014’te kanser nedeniyle aramızdan ayrılmasına rağmen şiirleriyle bizimle yaşamaya devam eder. Kanser bedenini yense de şiirlerini yenememiş, kalemini kıramamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir