Günümüz Türk Öyküsü Üzerine Söyleşi-5: Onur Selamet

Söyleşiyi Yürüten: Burak Çelik

Onur Selamet, 1993’te İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümünden 2017 yılında mezun oldu. Kısa ve orta metraj film projelerinde yer aldı. Yazdığı kısa film senaryoları çeşitli platformlardan ödüller aldı. Öykü ve şiirleri dergi ve fanzinlerde yayımlandı. 2009’dan bu yana Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi’nin editörlüğünü üstleniyor ve 2013’ten beri de Marşandiz Fanzin’in makinistliğini yapıyor.

Öykü: Ölü Dalgıcın Sonbaharı (2018, Dedalus Kitap)

Kolektif: 9 Postmodernist Öykü (2019, Fısıltılı Çorba Denklemleri)

1.Öyküyle ilk ne zaman göz göze geldiniz? Tanıştınız demiyorum, çünkü tanışların gözüne dosta baktığımız gibi bakmayız; öyküyle ne zaman samimi oldunuz?

Ortaokul yıllarımda. Stephen King’in uzun öyküleri işin ciddiyetini anlamamı sağlamıştı. Öncesinde de bir şeyler yazıyordum ama yazdıklarımın öykü gibi olduğunu fark etmem liseden öncesine denk geliyor.

2. Öykü ne anlatır? Her şey öykünün malzemesi olabilir mi? Kurmacanın kuramayacağı şeyler var mıdır?

Her şey öykü malzemesi olabilir. Bir yemek ya da yol tarifi, akademik makale ya da satranç notasyonu dâhil. Kurmak istedikten sonra kurmacanın gücü her şeye yeter.

3. Modernite ve postmodernite Türk öyküsünü daha çok hangi konularda etkiledi?

Bilmiyorum.

4. Öykü yayıncılığını -yayınevleri ve dergiler açısından-, günümüzdeki ve geçmişteki durumuyla beraber bakacak olursanız nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öykünün yükselişi sürüyor. Son yıllarda ana akım yayıncılar da türe ayrı bir ilgi göstermeye başladılar. Öykü kitaplarının da doğru tanıtıldığında satabildiği anlaşıldı. Artık göz önünde daha çok öykü kitabı var.

Dergiler açısından aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Dergi işi mevcut ekonomik şartlarda pek sürdürülebilir gözükmüyor. Eğer arkanızda güçlü bir şirket yoksa… Dergi tarafı eski zenginliğini ne yazık ki yitirdi.

5. Günümüzde özellikle revaçta olan “öykü/yazı atölyeleri”ni gerekli ve faydalı buluyor musunuz?

İnsanların bir araya gelip yazın konuştuğu sohbetleri faydalı buluyorum. Elbette doğru insanların, doğru şekilde bir araya getirilmesi gerekiyor. Atölye sayısı arttıkça nitelik düşüyor olabilir. Bu noktada da katılımcıların biraz seçici olması gerekiyor.

6. Sizce günümüzde biçimler, akımlar vb. anlatının önüne geçiyor mu? Biçim ve anlatı arasında nasıl bir ilişki olmalı?

Anlatının zaman zaman geri plana düştüğünü görebiliyorum. Fakat edebiyat hakkında konuşurken gereklilik kipiyle tanım yapmayı pek sevmiyorum. Benim kullandığım bütün araçlar, hikâyenin kendisine hizmet ediyor. En azından ben öyle olması için çabalıyorum.

7. Sosyal medya ve teknoloji öyküyü ne yönde etkiledi? Sosyal medyada da bir çeşit anlatı biçimi kuruluyor, bu sanal anlatı biçimi, öyküyü etkiledi mi, etkiler mi?

Her şeyin hızlandığı aşikâr. Tahammüller azaldı. Sosyal medyanın ve teknolojinin etkileyemeyeceği çok az şey var. Issız bir yerde yaşayan münzevi değilseniz tüm bunlar size de temas ediyor.

Ben sosyal medyanın getirdiği bu anlatı biçimlerini pek tutmuyorum. Belki, bizden sonra gelenler de dünün anlatısını benimsemez. Bilmiyorum.

Tweet gibi cümlelerle kurulmuş öyküler var. Twitter mizahının yansıdığı, doğrudan içine işlediği metinler. Bu tip anlatılara şahit olmak istesem internette dolaşırdım. Ama sırf kendi okumak istemediğim metinlerin sayısı arttığı için, “Öykü zarar görüyor,” diye ayaklanacak değilim. Her zevki beslemeye yetecek kadar öykü var. Şu andan itibaren tek bir iyi öykü yazılmasa bile, ömrünüzün sonuna dek okuyabileceğiniz harika öyküler mevcut. Çağın olumsuz etkisini bu yüzden pek kafaya takmıyorum.

8. Şairler birbirleriyle sürekli bir kavga hâlindeler. Bu kavgaların nedenleri genelde ideolojik olduğu gibi, şiirden de kaynaklandığı oluyor. Fakat öykücüler birbirleriyle bu şiddette ve sıklıkta kavgaya tutuşmuyor. Bunun nedeni öykücülerin ideolojiden uzak durması ve biçime ya da içeriğe fazla takılmamaları mıdır?

Düşününce ilk bakışta benim de aklıma gelmedi öykücüler arasında böyle atışmalar. İdeolojiden uzak durmak, biçim ya da içeriğe takılmamak gibi nedenler sorunun yanıtı olamaz. Bunun üzerine kafa yoracağım.

9. Öykü, kısa öykü, minimal öykü, hikâye, kurmaca, anlatı… Siz hangisini tercih ediyorsunuz? Ya da illa bir tür belirlemek zorunda mıyız?

Kesinlikle değiliz. Her metnin kendi ihtiyaçları var. “Şimdi bir minimal öykü patlatalım bakalım,” ya da, “Bu seferki roman olsun, şöyle uzunca konuşalım…” diyerek yazı masasına oturmak bana mümkün gelmiyor. Siz, metnin ihtiyaçlarını karşıladığınızda ortaya çıkan şey, her neyse odur. Sonrası kitapçıların rafları tasnif ederken kullandığı sistemin teferruatı.

10. “Asla böyle karakter oluşturamam.” dediğiniz öykü karakteri/karakterleri var mı? Varsa hangi karakter/karakterler?

Önceki soruyla bağlantılı olarak yine metnin ihtiyaçlarını işaret edeceğim. Gereği olduğu sürece yapmamak ihanet olur.

11. “Şu eser gibi bir eser ortaya koyarsam gözüm açık gitmem.” cümlesindeki “şu eser” sizin için nedir?

Tek bir eser söylemesi zor. Döneme göre de sık sık değişiyor. Şimdilerde Roald Dahl eserleri gibi diyebilirim.

12. İyi bir öykü okuru metinde nelere dikkat etmelidir? Yani iyi bir öykü okuru olmak için ne yapmak gerekir?

Çok fazla kötü metin okumak faydalı olabilir.

13. Siz öykünüzü yazarken okuru merkezinize ne kadar yaklaştırıyorsunuz?

Yazarken öykünün kendisinden başkasını düşünmek mümkün olmuyor. Düzenlerken fazla uçtuğumu hissettiğim noktalarda, bazı ek bağlantılar kuruyorum. Örgü örer gibi. Birkaç ilmek sıklaştırıyorum. Fazlasına metin zaten izin vermiyor.

14. Öykü yazmak için haklı bir nedene ihtiyaç var mı? Varsa sizin haklı nedeniniz nedir?

Anlatma ihtiyacı yeterli. Ben kafamın içindeki korsanları susturmaya çalışıyorum.

15. Bize hangi üç tane yerli ve üç tane yabancı öykü kitabını önerirsiniz?

Ferit Edgü – Av,

Ahmet Büke – İzmir Postası’nın Adamları,

İsahag Uygar Eskiciyan – Metropol Ninnisi;

Karin Tidbeck – Zeplin,

Giovanni Papini – Kaçan Ayna,

Dokuz Öykü – Jerome David Salinger.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir