Günümüz Türk Öyküsü Üzerine Söyleşi-13: Veysel Altuntaş

Söyleşiyi Yürüten: Burak Çelik

Veysel Altuntaş; 1990, Adana doğumlu. Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. Yüksek lisans eğitimine devam ediyor. Öyküleri ve çeşitli yazıları Aşkar, Berhava Öykü, Edebiyat Ortamı (Öykü Yıllığı), Fayrap, Gerçek Hayat, Muhayyel, Müdahale, Nida, Tasfiye, Yedi İklim gibi dergilerde ve dunyabizim.com adlı sitede yer aldı. Evli. İki çocuğu var.

Osmanlı Türkçesinden günümüz Türkçesine uyarladığı kitaplar: Ahab-ı Kehfimiz-Ömer Seyfettin, Küçük Şeyler-Samipaşazade Sezai

Öykü kitabı: Yaşamak Sandığım (2019, İZ Yayıncılık)

1.Öyküyle ilk ne zaman göz göze geldiniz? Tanıştınız demiyorum, çünkü tanışların gözüne dosta baktığımız gibi bakmayız; öyküyle ne zaman samimi oldunuz?

Yazma serüvenim liseden başladı. Bence doğru bir soruyla öyküyü ne zaman fark ettiniz diye soruyorsunuz. İlçe dolmuşuyla Adana’ya doğru gelirken küçük not defterime yeni bir dünya sığdırmaya çalışırken fark ettim öyküyü. O defterin içinden bana bakıyordu. Sıcaklığını gördüm. Beni sevmişti. O andan sonra hiç bırakmadık birbirimizi.

2. Öykü ne anlatır? Her şey öykünün malzemesi olabilir mi? Kurmacanın kuramayacağı şeyler var mıdır?

Yaşam sonsuz ihtimallerin bir araya gelişi. Oysa yaşam sonlu. Öykü, sonlu bir yaşamın içinde sonsuzluğun çırpınıp duruşu. Sonsuzluk her kanat çırpışında bir öykü doğuyor sanki. Yeryüzündeki insan adedince kanat çırpışı var sonsuzluğun. O hâlde insanın olduğu her yerde öykü konuşabilir.

Soruyu şöyle sorsak: Öykü her şeyin malzemesi olur mu? Çünkü içine dâhil ettiğiniz şeyin formu dış kalıbı değiştiriyor. Biz görmesek de değiştiriyor. Tahkiye edeceğimiz konu, öykünün yapısal özelliklerini bile etkiliyor. Öyküde geçmiş zamanlardan bahsedeceğinizde sizi bugünden o güne götürecek araçlar arıyorsunuz. Bazen bir anı defteri, bazen günlük, bazen de mektuplar vasıtanız oluyor. O hâlde şunu söylemek mümkün gözüküyor: Öyküde her şeyden bahsedebilirsiniz fakat gerekli şartları oluşturduktan sonra.

İnsan aşkın bir varlık. Hiçbir mantıklı gerekçeye dayanmayan davranışları var. Ayrıca zihnimizin anlamadığı olaylar var. Zihnimizin kabullenemediği gerçeklikler var. Kurmacayla tüm bunlara tanıklığımızı yazıyoruz sanırım. Fakat kurmaca metinlerin kuru bir anlatıdan öte olması gerektiğine de inanıyorum. Duyguları kurgulamayabilirsiniz fakat kurgularınızı onlarla insana daha yakın hâle getirebilirsiniz.

3. Modernite ve postmodernite Türk öyküsünü daha çok hangi konularda etkiledi?

Bu soru çok genel bir cevap istiyor. Fakat belirli bir zemine göre cevap vermek gerekirse modernitenin bizi, genelde edebiyatımızda özelde öyküde bireyin iç dünyasına yönelttiğini görüyoruz. Bu süreç bir manada edebiyatın insanı tanımasına vesile oldu. Bireyin değerini, değersizliğini gösterdi.

Postmodernite sürecinin başlangıcını bir bakıma moderniteyle hesaplaşma olarak görebiliriz. Türk öyküsünde ise böyle bir hesaplaşma içine girilen bir süreç gözükmüyor.

4. Öykü yayıncılığını –yayınevleri ve dergiler açısından-, günümüzdeki ve geçmişteki durumuyla beraber bakacak olursanız nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizde edebiyata ilginin sınırlı düzeyde olduğunu biliyoruz. Bu eskiden de böyle miydi? Yani otuz kırk yıl önce. Günlüklerden, anılardan okuduğumuz kadarıyla aynıydı. Geçmişten biraz daha fazla olmakla birlikte öyküde bu ilginin içinde kendine ait bir konumda bulunuyor. Form olarak öykü dergilerde yayımlanmak için daha müsait. Yani aslında dergiler ister istemez, yazın dünyasında görünür olmak / kalmak isteyen (yeni) yazarları öyküye yönlendiriyor. Bu öykü açısından iyi bir durum. Dergilerde yayımlanan öykülerden sonra da yayınevleri, nicelik olarak çoğalmış öykücülerin sayısıyla doğru orantılı olmasa da öyküye bakış açılarını olumlu manada değiştirmiş görünüyor. Bunda yayınevlerinin başında öyküyü seven, onunla hemhâl olan kişilerin olması da önemli.

5. Günümüzde özellikle revaçta olan “öykü/yazı atölyeleri”ni gerekli ve faydalı buluyor musunuz?

Bir yazı atölyesine katılmadım. Oraya edebiyat konuşmaya giden biri için başlıkların pek bir önemi yok bence. Yani edebiyatseverlerin haftalık olarak buluştuğu bir yer olsa fakat bir isimlendirme olmasa diyelim. Orası da bir yazı atölyesi değil midir? Burada içerik önem kazanıyor.

6. Sizce günümüzde biçimler, akımlar vb. anlatının önüne geçiyor mu? Biçim ve anlatı arasında nasıl bir ilişki olmalı?

Bir yapısı olmayan, sadece sayıklamalarla geçen bir metni anlatıdan sayabilir miyiz? Kurgusu, karakteri yerli yerinde oturmuş bir metin diğer tüm eksikleri kapatabilecek seviyede olabilir bence. Fakat bununla birlikte yapısal yenilik yapmaya çalışırken öykünün içeriğini yok sayan, önemsemeyen metinleri kabul etmek mümkün değil. Biçim ve anlatı öykü terazisinin iki kefesine konmuş eşit ağırlıklar olmalı.

7. Sosyal medya ve teknoloji öyküyü ne yönde etkiledi? Sosyal medyada da bir çeşit anlatı biçimi kuruluyor, bu sanal anlatı biçimi, öyküyü etkiledi mi, etkiler mi?

Öykü, kısalığı ve bu kısalığın içinde barındırdığı derinlikle hız çağının insanına edebiyattan kopmamanın bir yolunu gösterdi. Sosyal medya ise etkileşimi arttırdı. Bu etkileşim yazar ve okuyucuyu birbirine yaklaştırdı. Bunun güzel yönleri olduğu gibi olumsuz yönleri de var.

Edebî camianın sosyal medyasının öyküye etkisi ise sanallığıyla doğrudan ilişki içinde. Değer vererek tabiri caizse yaratılan bir ‘yaşam’ın sanal bir dünyada kaybolup gitmesine insanların / yazarların gönlü razı gelebilir mi? Oysa bir derginin sayfalarında ya da bir kitap kapağının arasında sonsuzluğa doğru yola çıkma fikri beni her daim heyecanlandırıyor.

8. Şairler birbirleriyle sürekli bir kavga hâlindeler. Bu kavgaların nedenleri genelde ideolojik olduğu gibi, şiirden de kaynaklandığı oluyor. Fakat öykücüler birbirleriyle bu şiddette ve sıklıkta kavgaya tutuşmuyor. Bunun nedeni öykücülerin ideolojiden uzak durması ve biçime ya da içeriğe fazla takılmamaları mıdır?

Biz roman / öykü yazarı veya şair arkadaşlarla muhabbet ettiğimiz zaman şunu diyoruz birbirimize: Biz okuyalım, okuyalım, okuyalım. Eğer lütfedilir de bir şeyler üretebilirsek bizden daha mutlusu olamaz. Zaten dünyamız kavgalarla dolu. Bir kere başımızda maişet kavgası var. Bunun yanında başka kavgalara ayıracak zamanı bulanlar varsa, tebrik ediyorum. Önemli olan hakkın yanında olanın yanında, karşında olanın karşısında olmak.

9. Öykü, kısa öykü, minimal öykü, hikâye, kurmaca, anlatı… Siz hangisini tercih ediyorsunuz? Ya da illa bir tür belirlemek zorunda mıyız?

Ben sadece bir tür belirledim ve bununla yazmaya devam edeceğim diyemiyorum. Her biçimde yazabiliriz. Fakat hangisiyle görünür olacağız önemli olan bu. Bununla birlikte içeriğin biçimi etkilediği gibi biçimin de içerikle doğrudan bağlantılı olduğunu unutmamak gerekiyor.  Ben hangisini en iyi yaptıysam onu yayımlamayı daha doğru buluyorum.

10. “Asla böyle karakter oluşturamam.” dediğiniz öykü karakteri/karakterleri var mı? Varsa hangi karakter/karakterler?

Lagerkvist’in 1944 yılında yazdığı Cüce adlı romanında, sarayda soytarılık yapan, kitabın ismiyle mülhem bir cüce karakteri var. Bu karakter benim için zirve noktalarından biridir.

11. “Şu eser gibi bir eser ortaya koyarsam gözüm açık gitmem.” cümlesindeki “şu eser” sizin için nedir?

Bu soru için onlarca kitap ismi verebilirim. Fakat insanoğlu istemekte sınır tanımayan bir varlık. Benim için en güzeli bu olur dedikten birkaç gün sonra daha ileri bir hedefle karşınıza çıkabilirim.

12. İyi bir öykü okuru metinde nelere dikkat etmelidir? Yani iyi bir öykü okuru olmak için ne yapmak gerekir?

Ben iyi bir öykü okuru olmaya çalışıyorum. Bunu yapmaya çalışırken belirli kıstaslarım yok. Fakat sağlam bir karakterinin olmasının yanında bir meselesi olması gerektiğini de düşünüyorum metinlerin. Aşksa meselesi yazarın aşkı bende yaşamalıyım o öyküyle.

13. Siz öykünüzü yazarken okuru merkezinize ne kadar yaklaştırıyorsunuz?

Öncelikle bir okuyucu olarak, beni merkezine almış bir öykü okumak ister miyim bilmiyorum. Ben kendimden kaçmak için öykü okuyorum. Benim yaşam alanımın dışında var olanlara tanık olmak istediğim için okuyorum. Yazarken de benim kurguladıklarımı başka zihinlerde canlandığını hayal ediyorum. Ama onları merkeze değil seyirci koltuğuna davet ederek yazıyorum.

14. Öykü yazmak için haklı bir nedene ihtiyaç var mı? Varsa sizin haklı nedeniniz nedir?

Bu kokmuş, pörsümüş, insanların birbirini (ruhen veya bedenen) öldürdüğü bir dünyada yaşıyoruz yetmez mi?

15. Bize hangi üç tane yerli ve üç tane yabancı öykü kitabını önerirsiniz?

Ömer Faruk Dönmez-Hep Aynı Hikâye,

Güray Süngü-Vicdan Sızlar,

Murat Gülsoy-Bu Kitabı Çalın;

Sadık Hidâyet-Diri Gömülen,

Dino Buzzati-Tanrı’yı Gören Köpek,

Kurt Vonnegut-Enayinin Portföyü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir