Günümüz Türk Öyküsü Üzerine Söyleşi-15: Eda İşler

Söyleşiyi Yürüten: Burak Çelik

Eda İşler, 1988 yılında Tokat’ta doğdu. Uludağ Üniversitesi, İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. Öyküleri; Hece Öykü, Post Öykü, Öykü Gazetesi, Dergâh, Türk Dili gibi dergilerde yayımlandı. Uludağ Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrenimini sürdürüyor. İngilizce öğretmeni.

Kitap: Kaza Süsü (2019, Dergâh Yayınları)

1. Öyküyle ilk ne zaman göz göze geldiniz? Tanıştınız demiyorum, çünkü tanışların gözüne dosta baktığımız gibi bakmayız; öyküyle ne zaman samimi oldunuz?

Bahsettiğiniz yakınlığı üniversite yıllarında hissettim sanırım. Kısa öykü derslerimiz  vardı, İngiliz ve Amerikan edebiyatından yazarların öykülerini incelerdik, beni çok etkilerdi bu ders. Öyküyle özel olarak ilgilenmeye o zaman başladım. Okulun edebiyat kulübüne katılıp bir şeyler yazmamın miladı o yıllardır. Bir şeyler diyorum çünkü öykü ve sayıklamalar arası notlardı hepsi. Ardından bölümden bir arkadaşımın çıkardığı bir edebiyat dergisinden haberim oldu ve o dergiye yazılar verdim. Onlar da aynı sayıklamalardan oluşan metinlerdi. Bundan önce de kurmaca yazmaya çabalıyordum ama öykü nedir, nasıl yazılır diye düşünmek ilk o zamanlar aklıma geldi. Yazmaya iyiden iyiye odaklanınca okur olarak farkındalığım da arttı. Elime ne geçerse okumak yerine seçici davranmayı öğrendim. Daha çok okudukça daha çok yazdım. Olaylar böyle gelişti.

2. Öykü ne anlatır? Her şey öykünün malzemesi olabilir mi? Kurmacanın kuramayacağı şeyler var mıdır?

Tabii ki her şey kurmacanın malzemesi olabilir. Mühim olan anlatma becerisidir, okuru hikâyeye yaklaştırabilmektir. Yazarın anlatmayı seçtiği konunun değil anlatma yönteminin ne kadar katmanlı olduğudur mühim olan.

3. Modernite ve post modernite Türk öyküsünü daha çok hangi konularda etkiledi?

Modernite veya post modernite  konuların giderek daha minimal hâle gelmesine neden oldu. Durumun da durumunu yazıyor, anı hikayeleştirmeye çalışıyoruz artık. Bir şeylerin hızına yetişmek için zamanı durduruyoruz, bazı bazı da eğip büküyoruz onu. 

4.  Öykü yayıncılığını –yayınevleri ve dergiler açısından-, günümüzdeki ve geçmişteki durumuyla beraber bakacak olursanız nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eskiden olduğundan daha fazla dergi var günümüzde ve dergi yayıncılığı, eskiden olduğundan daha fazla yazarı ağırlıyor elbette. İnsanlar, eskiden olduğundan daha fazla dergiye maruz kalıyor ama daha fazla yazar, daha çok eser, daha çok dergi, daha iyi okur, daha kaliteli dergi, daha nitelikli yazar demek mi pek emin değilim ondan. Bunu olumsuz anlamda söylemiyorum, değişime kapalı, eskiyi yad eden biri değilimdir. Ama gerçekten de çok dergi var ve insanlar hala yalnız kemikleşmiş olanları okuyor. Değişen bir şey var mı veya bunca dergiye gerek var mı diye sorgulamak gerek bu yüzden.

5. Günümüzde özellikle revaçta olan “öykü/yazı atölyeleri”ni gerekli ve faydalı buluyor musunuz?

Bahsettiğiniz türden bir atölyeye hiç katılmadım. Bu yüzden bu sorunun cevabını bilmiyor, atölyelerin faydalı olup olmadığından emin olamıyorum. Ama bildiğim kadarıyla öykü, yazı atölyelerine katılan ve bu atölyelerin sağladığı imkanlarla kitap çıkaran yazarlar var. İnsana yazma disiplini kazandırması, yeni insanlarla kaynaştırması dışında faydalı bir yanının ola-cağını sanmıyorum bu tür faaliyetlerin. Yazmanın öykünerek yapılacak bir eylem olduğunu düşünmüyorum çünkü.

6. Sizce günümüzde biçimler, akımlar vb. anlatının önüne geçiyor mu? Biçim ve anlatı arasında nasıl bir ilişki olmalı?

Biçimin, anlatının önüne geçmemesi, aralarında dengeli bir ilişki kurulması elbette ideal öykü için gerekli. Son yıllarda bunun kötü örneğinin çokça görüldüğünü de düşünmüyorum. En azından öyküde durum o kadar vahim değil. Üstelik bu günümüze özgü bir durum da değil. Sevim Burak da vaktiyle biçimsel denemeler yapmış. Bunların yazına tat kattığını düşünüyorum, yazarı özgürleştirdiğini de. Fakat şiirde yapılan biçimsel denemeler beni rahatsız etmiyor değil. Şiirin anlamsız kelimeler yığını olduğunu görüyorum bazen ve kıt şiir bilgimle bile o yazılanların şiir olmadığına eminim.

7. Sosyal medya ve teknoloji öyküyü ne yönde etkiledi? Sosyal medyada da bir çeşit anlatı biçimi kuruluyor, bu sanal anlatı biçimi, öyküyü etkiledi mi, etkiler mi?

Sosyal medyanın bir ayna görevi gördüğü oluyor. Bazen yazdıklarınıza karşılık aldığınız tepkileri ölçüyor, daha çok yazmaya başlayabiliyorsunuz. Bunların edebiyatla ilgisi yok ama. Veya öyküyle de. Sosyal medyanın yazara ve esere ulaşımı kolaylaştırması hem iyi hem kötü, bazen gizemli olmak iyidir, bazen de ulaşılabilir olmak kolaylıktır, tablet görünümlü bir cihaza yüzlerce kitabı sığdırmak harikadır, uygulamalar aracılığıyla kitapları dinlemek veya öyküleri okumak da güzel şeylerdir. Bunlara ayak uydurmak ve alışmak gerektiğini düşünüyorum.

8. Şairler birbirleriyle sürekli bir kavga hâlindeler. Bu kavgaların nedenleri genelde ideolojik olduğu gibi, şiirden de kaynaklandığı oluyor. Fakat öykücüler birbirleriyle bu şiddette ve sıklıkta kavgaya tutuşmuyor. Bunun nedeni öykücülerin ideolojiden uzak durması ve biçime ya da içeriğe fazla takılmamaları mıdır?

Kavgalardan ve kavgacılardan uzağım. Buna gerçekten vakit yok.

9. Öykü, kısa öykü, minimal öykü, hikâye, kurmaca, anlatı… Siz hangisini tercih ediyorsunuz? Ya da illa bir tür belirlemek zorunda mıyız?

Değiliz. Ben de öykü diyor ve geçiyorum.

10. “Asla böyle karakter oluşturamam.” dediğiniz öykü karakteri/karakterleri var mı? Varsa hangi karakter/karakterler?

Asla yazmam demiyorum, çünkü yazdım, ama delileri yazarken zorlanıyorum.

11. “Şu eser gibi bir eser ortaya koyarsam gözüm açık gitmem.” cümlesindeki “şu eser” sizin için nedir?

Okuduğunuzda, bunu ben yazmış olmalıydım dediğiniz, öyle bir yakınlık kurduğunuz eserler vardır. Sanırım soruda kastettiğiniz eser benim için bu. Bunu somut bir şekilde tasvir edebiliyor olsaydım şimdiye kadar yazmış olurdum sanırım. Yine de resmi bir yerinden çizmeye çalışayım. Roman yazmak istiyorum.

12. İyi bir öykü okuru metinde nelere dikkat etmelidir? Yani iyi bir öykü okuru olmak için ne yapmak gerekir?

Ben “nasıl iyi öykü okuru olunur”u konuşmak yerine, iyi öykü yazmak için yalnızca öykü okumadığımı söylemek istiyorum. Beni kurmaca dışında besleyen eserler de var. İyi eserler okumalarını, seçici olmalarını öneriyorum herkese de. Disiplinli bir okuma rutini oluşturmak bana kalırsa değerli olan. İnsan ne kadar çok okursa, gözü de o kadar açılıyor, iyi eserlerden anlıyor, seçebiliyor. Tavsiyem yok bu yüzden aslında, çok okumalı, demekten başka.

13. Siz öykünüzü yazarken okuru merkezinize ne kadar yaklaştırıyorsunuz?

Hiç yaklaştırmıyorum. Okuru düşünmüyorum yazarken.

14. Öykü yazmak için haklı bir nedene ihtiyaç var mı? Varsa sizin haklı nedeniniz nedir?

Sıkılıyorum. Kalabalıktan, rutinden, konuşmaktan ve başka şeylerden. Okumaktan hoşlanıyorum. Bunlar benim yazmak için haklı nedenlerim. Coetzee’in sorduğu gibi, sesini yitirmişlerin bu dünyadaki yankısı olabilir mi edebiyat?

15. Bize hangi üç tane yerli ve üç tane yabancı öykü kitabını önerirsiniz?

Hulki Aktunç- Kurtarılmış Haziran

Orhan Duru- Boğultu

Sema Kaygusuz- Sandık Lekesi

Don Delillo- The Angel Esmeralda

Sylvia Plath- Mary Ventura And The Ninth Kingdom

Raymond Carver-Please Be Quite Please

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir