öykü söyleşi

Günümüz Türk Öyküsü Üzerine Söyleşi-2: Zeynep Kahraman Füzün

Söyleşiyi Yürüten: Burak Çelik

1986’da Akhisar’da doğdu. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesinde tamamladı. Yazıları ve öyküleri Yedi İklim, İzdiham, Mahalle Mektebi, Lacivert, Trendeki Yabancı ve Ze dergilerinde yayımlandı. Bir dönem İzdiham Yayınları’nın editörlüğünü yapan yazar dört yıldır İzmir’de yazarlık eğitimi vermektedir. İlk öykü kitabı Köz Yanılması İzdiham Yayınları’ndan Ekim 2018 tarihinde okuyucuyla buluştu.

1.Öyküyle ilk ne zaman göz göze geldiniz? Tanıştınız demiyorum, çünkü tanışların gözüne dosta baktığımız gibi bakmayız; öyküyle ne zaman samimi oldunuz?

On altı, on yedi yaşlarındaydım. Bir öykü kitabı okumuştum. Kısacık ve sonu etkileyici hikayeler. Dili yalın, kurgusu sağlamdı ama mesaj içeriyordu. Öykü konusunda pek bilgim yoktu o zamanlar. “Öykücü olacağım,” dediğimi hatırlıyorum. Denemelerim de oldu ama sonra şiir yazıp öyküden uzaklaşmıştım.

2.Öykü ne anlatır? Her şey öykünün malzemesi olabilir mi? Kurmacanın kuramayacağı şeyler var mıdır?

Öykü, öncelikle bir hikâye anlatmalıdır. Muhakkak bir fikri veya meselesi olmalıdır ama bunları öykünün içine ustaca yerleştirmelidir. Öykünün orasından burasından fışkırmamalıdır. Bu da iyi bir işçilik gerektirir. Öykünün malzemesi her şey olabilir elbette, sınırları yoktur. Kurmacanın kuramayacağı bir şey yoktur. Kurmaca metinden her an, her şey bekleyebilirsiniz.

3. Modernite ve postmodernite Türk öyküsünü daha çok hangi konularda etkiledi?

Öykü adını aldı ve öykü oldu öncelikle. Bence hikâye ile öyküyü net bir şekilde ayırdı.  Dil ve kurgu daha önemli hale geldi. Yaşanmış hikayeler yerini kurmacaya bıraktı. Postmodernite ise oyunlaştırdı metinleri ve bu benim öyküde en sevdiğim şey.

4. Öykü yayıncılığını –yayınevleri ve dergiler açısından-, günümüzdeki ve geçmişteki durumuyla beraber bakacak olursanız nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu anda çok iyi gidiyor, merakla takip ediyorum. Ancak, öykünün gidişatı sadece nitelikli okurları ve edebiyat dünyasını ilgilendiriyor. Halk, öykünün çocuklara yazılmış metinler olduğunu zannetmeye devam ediyor. Halka inemeyen bir edebiyatla ilgili olumlu düşüncelere sahip değilim. Kitabımı okuyan arkadaşlarım çok beğendiklerini ve farklı bulduklarını, daha önce böyle öyküler okumadıklarını söylüyor. Ben ise öykülerimde bir keramet olmadığını, şu anda Türk öyküsünün bu şekilde yazıldığını anlatmaya çalışıyorum.

5. Günümüzde özellikle revaçta olan “öykü/yazı atölyeleri”ni gerekli ve faydalı buluyor musunuz?

Elbette, faydalı oluyor. Ben yıllardır yazarlık eğitimi veriyorum. Çok iyi neticeler aldığım öğrencilerim oldu. Hatta eğitim verdiğim bir öğrencim bu soruşturma listesinde, benimle yan yana.

6. Sizce günümüzde biçimler, akımlar vb. anlatının önüne geçiyor mu? Biçim ve anlatı arasında nasıl bir ilişki olmalı?

Geçiyor ama ben her zaman öyküde anlatının öncelikli olması gerektiğinden yanayım.

7. Sosyal medya ve teknoloji öyküyü ne yönde etkiledi? Sosyal medyada da bir çeşit anlatı biçimi kuruluyor, bu sanal anlatı biçimi, öyküyü etkiledi mi, etkiler mi?

Teknolojik gelişmeler ve değişimler sadece öyküyü değil, bütün edebiyatı, hatta bütün sanat dallarını etkiler, etkiliyor.

8. Şairler birbirleriyle sürekli bir kavga hâlindeler. Bu kavgaların nedenleri genelde ideolojik olduğu gibi, şiirden de kaynaklandığı oluyor. Fakat öykücüler birbirleriyle bu şiddette ve sıklıkta kavgaya tutuşmuyor. Bunun nedeni öykücülerin ideolojiden uzak durması ve biçime ya da içeriğe fazla takılmamaları mıdır?

Zamanında şiir yazmış biri olarak, şiirin öyküye göre daha çok duygu yoğunluğu gerektiren metinler olduğunu söyleyebilirim. Şairlerin öykücülere göre daha hararetli olmalarını normal buluyorum. Bu tartışmaları yadırgamıyorum. Öyküde böyle bir hale bürünmüyoruz, aksine öykü yazmak rahatlatıyor, mutlu ediyor. Niye kavga edelim ki?

9. Öykü, kısa öykü, minimal öykü, hikâye, kurmaca, anlatı… Siz hangisini tercih ediyorsunuz? Ya da illa bir tür belirlemek zorunda mıyız?

 Hikâye ile öyküye ayrı türler diyebilirsiniz ama öykü türlerinin hepsi aynı türdür, kısa da olsa öykünün gereklerini yerine getirmelidir. Form farkı vardır sadece. Ben hem öykü hem de kısa öykü (küçürek, minimal, mikro diye de adlandırılıyor) yazıyorum. Elbette yazdığımızın hangi tür ve hangi form olduğunu bilmeliyiz.

10. “Asla böyle karakter oluşturamam.” dediğiniz öykü karakteri/karakterleri var mı? Varsa hangi karakter/karakterler?

Yok.

11. “Şu eser gibi bir eser ortaya koyarsam gözüm açık gitmem.” cümlesindeki “şu eser” sizin için nedir?

“Şu eser…” dediğim eser yok, çünkü çok sayıda şu eser(ler) var. Başka birilerinin yazdığı değil, kendi hayalimdeki eserler. Onları yazarsam gözüm açık gitmez.

12. İyi bir öykü okuru metinde nelere dikkat etmelidir? Yani iyi bir öykü okuru olmak için ne yapmak gerekir?

İyi bir öykü okuru neye dikkat edeceğini bilir. Bu zamanla kazanılır. İyi metinlerle tanıştıkça diğerlerinden farkını görür. Antolojilere ve dergilere baksınlar. Sadece iyi öyküleri değil, hem iyi hem de seveceğimiz öyküleri arıyoruz. Bu da çok araştırıp çok okumakla mümkün.

13. Siz öykünüzü yazarken okuru merkezinize ne kadar yaklaştırıyorsunuz?

Öykünün içine dahil olmadığımda o öyküyü okumayı bırakırım. Okuru içine alması benim için çok önemli ama hangi öykümün daha çok sevilip benimseneceğini kestiremediğim oluyor. Nisan Kumru, kitabımın yayınlandığı zamanlarda kanalında seslendirmek için öykü ismi istedi. Ona iyi olduğu için ismini verdiğim ve seslendirdiği öykülerimin ikisi hakkında da kitabımı okuyanlardan dönüş almadım. Neredeyse bütün öykülerimle ilgili güzel dönütler aldığım halde o iki öyküm kimsenin dikkatini çekmedi. Şaşırdım tabii ki. Okuru merkezine alacağını ve etkileyeceğinin düşündüğüm iki öyküm vasatımın altında kalmış galiba.

14. Öykü yazmak için haklı bir nedene ihtiyaç var mı? Varsa sizin haklı nedeniniz nedir?

Öykü yazmak keyif veriyor. Bu yeterli bir neden bence.

15. Bize hangi üç tane yerli ve üç tane yabancı öykü kitabını önerirsiniz?

Feyyaz Kayacan – Sığınak Hikâyeleri

Bilge Karasu – Göçmüş Kediler Bahçesi

Sevim Burak – Yanık Saraylar

Italo Calvino – Görünmez Kentler

Jorge Luis Borges – Kum Kitabı

Edgar Allan Poe – Bütün Hikâyeleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir