Günümüz Türk Öyküsü Üzerine Söyleşi-25: Müzeyyen Çelik

Söyleşiyi Yürüten: Burak Çelik

Müzeyyen Çelik, 1983’te Kütahya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Üniversite öğrenimini Trakya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Daha sonra Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalında yüksek lisansını tamamladı. 2014 yılında ilk hikâye kitabı Kamu Baş Rüyacısı Ebabil Yayınları’ndan çıktı. İkinci kitabı Omzumda Biri 2017 yılında Hece Yayınları’ndan çıktı. Halen Kütahya’da öğretmenlik yapmaktadır. Evli ve bir çocuk annesidir.

1.Öyküyle ilk ne zaman göz göze geldiniz? Tanıştınız demiyorum, çünkü tanışların gözüne dosta baktığımız gibi bakmayız; öyküyle ne zaman samimi oldunuz?

Öyküyle Konya yıllarımda samimi oldum. Bu, şiir dostumla aramızın açılmasıyla oldu. Bir metin yazmak istedim ve o metin öykü oldu. Sonrası da geldi işte. Gerçi ben masallarla büyüyen bir çocuğum tahkiye bana hiç yabancı değil ama nedense o zamana kadar samimiyet kurmak nasip olmamış. Şiiri zorlamışım hep. Sonra hep iyi ki öykü hayatıma girmiş dedim.

2. Öykü ne anlatır? Her şey öykünün malzemesi olabilir mi? Kurmacanın kuramayacağı şeyler var mıdır?

Öykü hem her şeyi anlatabilir hem de pek çok şeyi anlatamaz. Hayatta o kadar çok detay var ki. Bazıları kaleme gelir bazıları ise gelemez. Bir de işin kişisel ahlak boyutu var. Kimisi hayatta olabilecek her şeyi öyküye konu etmekte çekince görmez. Adına da sanat diyebilir ama benim çekincelerim var. Onca şey içinden neden gizli kalması gerekenleri anlatalım ki. Mahremiyet gerekli ve güzeldir bana göre. Bu yüzden benim tercihlerim kapalı kapılar ardında olanlardan ziyade gün yüzünde olanlar. Kurmacanın kuramayacağı şeylere de vardır. Hayatta aklımızın ereceği ya da eremeyeceği, yazabileceğimiz ya da yazamayacağımız şeyler sınırlıdır. Bu yüzden fantastik edebiyat hep birbirini taklit ediyor. Bir yerde de tıkanıyor. Bu yüzden kurmaca gerçeklikten yanayım. Hayatın tam içinden benim gözümden insanların hayatlarını kurmak bana daha içten geliyor. Ben bunun tarafındayım.

3. Modernite ve postmodernite Türk öyküsünü daha çok hangi konularda etkiledi?

Modernite ve postmodernite Türk öyküsünü en çok üslup yönünden etkiledi. Üslup çok zenginleşti. Anlatımda çok ileri bir seviyeye ulaştık diyebilirim.

4. Öykü yayıncılığını –yayınevleri ve dergiler açısından-, günümüzdeki ve geçmişteki durumuyla beraber bakacak olursanız nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüzdeki durumuyla geçmişteki durumu arasında bir fark göremiyorum. Yüksek lisans tezimde ilk edebi dergimizi çalıştım. Onda hangi sorunlar varsa günümüzde de var. Onda hangi güzellikler varsa günümüzde de var. İnsan olan yerde her şey her zaman aynı. Edebiyat yapmak için bir gruba dâhil olmazsan eserini bastıramazsın, adını duyuramazsın. Seçtiğin ya da seni seçen yayınevi kimliğindir. Yazdığın dergi kimliğindir. Kimlerin yanında durduğun senin kimliğindir. Daima dedikodu yapılır. Kimse kendiyle aynı işi yapanı beğenmez. Çoğu zaman yan yana dursalar da birbirlerini ya sevmezler ya da eleştirirler. Eleştiri yaptıklarını zannedip dalga geçerler. Bunlar şahit olduğumuz olaylar. Ben kendimi en iyi ifade edebildiğim ve içten davranışlarından emin olduğum insanlarla aynı sayfalarda yer almak istiyorum. Geçmişte pek çok dergide göründüm ama ağzımın payını aldım. Şimdi durduğum yeri çok seviyorum.

5. Günümüzde özellikle revaçta olan “öykü/yazı atölyeleri”ni gerekli ve faydalı buluyor musunuz?

Faydalı da gerekli de bulmuyorum. Ben de birkaç kez ders vermek suretiyle bulundum. Buralar çevre edinmek, sosyalleşmek için güzel yerler. Onun dışında pek çok yazma sevdalısına bir şey katmaz. Yazmak için kişide farklı dinamikler olması lazım. Samimiyet, sağlam kişilik, azim ve gözlem yeteneği. Bunu doğru edebiyat çevresi ile tamamlarsa yürür gider. Bunlar yoksa öykü atölyesiyle kimse allame olmaz.

6. Sizce günümüzde biçimler, akımlar vb. anlatının önüne geçiyor mu? Biçim ve anlatı arasında nasıl bir ilişki olmalı?

Biçimler ve akımlar anlatımın önüne geçiyor. Yeni bir şey, çok ilginç bir konu denemek istiyor ama Türkçesi yetersiz. Anlatım akmıyor. Bilinç akışı denemek istiyor ama ne olduğunu tam anlamamış. Ya da kelime oyunlarıyla şiirsellikle kıvırmaya çalışıyor ama yürümüyor. Aslında kendine zaman tanısa, acele etmese kendi sesini bulacak ama sabrı yok. Hemen parlamak istiyor. Sonra hemen sönüyor. Anlatımında sağlamlığı yakalayan bir öykücü biçimde ne denerse denesin başarılı olur.

7. Sosyal medya ve teknoloji öyküyü ne yönde etkiledi? Sosyal medyada da bir çeşit anlatı biçimi kuruluyor, bu sanal anlatı biçimi, öyküyü etkiledi mi, etkiler mi?

Hayatta ne varsa öyküyü etkiler. Sosyal medya da etkiledi. Benim gözlemlediğim aforizma öykücülüğü. Öyküsünde öyle cümleler olsun ki biri onu paylaşabilsin. Bunun dışında yazarla okur arasındaki perde kalktı. Bu bazen rahatsız edici olabiliyor.

8. Şairler birbirleriyle sürekli bir kavga hâlindeler. Bu kavgaların nedenleri genelde ideolojik olduğu gibi, şiirden de kaynaklandığı oluyor. Fakat öykücüler birbirleriyle bu şiddette ve sıklıkta kavgaya tutuşmuyor. Bunun nedeni öykücülerin ideolojiden uzak durması ve biçime ya da içeriğe fazla takılmamaları mıdır?

Öykücüler munis ve mutedil insanlardır ve öykü nettir. Şiir net değil. Güzel şiir nedir? Şiir anlaşılmalı mıdır? Şiir nasıl yazılır? Hangi şiir geçek şiirdir diye birbirlerini yiyorlar. Öykücüler ise birbirinin öyküsünü sevmeseler bile bununla ilgili kavgaya tutuşmazlar. Şairler kavgadan besleniyor biz dostluktan besleniyoruz. Şu ana kadar hiçbir öykücü ile tartışmadım. Öyküye meyli olup yazamayan ve hırsından dolayı gözümden düşen bir kişi oldu sadece. O da öykücü sayılmaz. Şairlerin kavgalarının ideolojik olduğuna da inanmıyorum. Şahsi cinslikleri yüzünden kavga ediyorlar. Seneler önce kanlı bıçaklı olan tipler bir bakıyorsun yan yana iş tutuyor. Onu da anlamıyorum.

9. Öykü, kısa öykü, minimal öykü, hikâye, kurmaca, anlatı… Siz hangisini tercih ediyorsunuz? Ya da illa bir tür belirlemek zorunda mıyız?

Öykü ya da hikâyeyi tercih ediyorum. Bu kelimeler bana sıcak geliyor. Diğerlerini kendi yazdığım için hiç kullanmadım.

10. “Asla böyle karakter oluşturamam.” dediğiniz öykü karakteri/karakterleri var mı? Varsa hangi karakter/karakterler?

Sanırım yok. Okumayı tercih ettiğim yazarların oluşturduğu karakterler bana hep yakın galiba.

11. “Şu eser gibi bir eser ortaya koyarsam gözüm açık gitmem.” cümlesindeki “şu eser” sizin için nedir?

Kamu Baş Rüyacısı için öyle diyebilirim. Çok sağlam bir kitaptır. Onu da ben yazdım. Gözüm açık gitmem inşallah.

12. İyi bir öykü okuru metinde nelere dikkat etmelidir? Yani iyi bir öykü okuru olmak için ne yapmak gerekir?

Metinde anlatıma dikkat etmelidir. Yazarın ya da çevirmenin Türkçesine dikkat etmelidir. Edebiyat dille yapılan bir sanat. Dili bilmeyen prim vermemek lazım. İyi bir okur olmak için okuya okuya doğru metni, kendine yakın anlatımı bulması gerekir.

13. Siz öykünüzü yazarken okuru merkezinize ne kadar yaklaştırıyorsunuz?

Okuru anlatıyorum. En merkezde o var. Çünkü hayatın içinden seçiyorum kahramanlarımı. Anlatılan senin hikâyendir diyorum hep. Senin değilse arkadaşının, komşunun, çevrendeki insanların. Sen varsın ama hep bir kenarda diyorum. Okur çok yakınımda.

14. Öykü yazmak için haklı bir nedene ihtiyaç var mı? Varsa sizin haklı nedeniniz nedir?

Yok. Yazmayı seviyorum sadece. Dünyayı kurtaramayacağımızı biliyorum.

15. Bize hangi üç tane yerli ve üç tane yabancı öykü kitabını önerirsiniz?

Handan Acar Yıldız-Ağır Boşluk,

Gülhan Tuba Çelik-Evsizler Şarkı Söyler,

Orhan Duru-Bırakılmış Biri;

Michael Ende-Momo,

Saramago-Bilinmeyen Adamın Öyküsü,

Platonov-Dönüş.

One Reply to “Günümüz Türk Öyküsü Üzerine Söyleşi-25: Müzeyyen Çelik”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir