Günümüz Türk Öyküsü Üzerine Söyleşi-28: Sedat Demir

Söyleşiyi Yürüten: Burak Çelik

Sedat Demir, sosyal bilimler ve yazınsal metin çevirileri yaptı, reklam yazdı.

Epey uzun süre editörlükle uğraştı.

Sekiz derleme çalışmasında öyküleriyle yer aldı.

Ulusal ve uluslararası birçok platformda panel, seminer ve söyleşide yönlendirici ve konuşmacı olarak yer aldı.

Varlık, Kitap-lık, Notos, Radikal ve Cumhuriyet Kitap, Post Öykü’de kritikleri, öyküleri ve söyleşileri çıkmadan önce, çıkarken ve çıktıktan sonra birçok kişinin erişebileceği mecralarda kritikleri, öyküleri, söyleşileri yayımlandı.

2016 yılında Küçük Paris Fena Öksürüyor ve Umberto Eco ve Yazınsal İletişim adlı yapıtları yayımlandı. İmitasyon Picasso ya da Reprodüksiyon Van Gogh’un adlı yapıtı yakın zamanda yayımlanacak.

Walter Benjamin ve Walter Ong üzerine Sözlü İletişim merkez konulu doktora tezini tamamladı.

2017-18 yılı öğretim yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Yüksek Lisans düzeyindeki öğrencilere yönelik Yayıncılık Yönetimi Programı’nda dersler verdi.

Üniversiteler, yerel yönetimler gibi birçok kurumda editörlük ve yayıncılık çalışmaları adı altında dersler veriyor. Aynı zamanda Beykoz Üniversitesi, İbn Haldun Üniversitesi gibi kurumlar için Yazı Akademisi programı adı altında çalışmalar oluşturuyor.

Kurucusu olduğu Dedalus Kitap ve Dante Yayınlarında yayın danışmanı olarak görevini sürdürüyor. Aynı Kurmaca İşler markasının altında yazı, e-atölye, editörlük, seminerler dizilerinde eğitmen ya da program sorumlusu olarak bulunuyor.

Henüz kurulan Epona ve Othello yayınevlerinin katalog oluşturmanın yanı sıra, tüm diğer çalışmalarını yürütüyor.

1975’de doğdu, İstanbul’da yaşıyor.

1.Öyküyle ilk ne zaman göz göze geldiniz? Tanıştınız demiyorum, çünkü tanışların gözüne dosta baktığımız gibi bakmayız; öyküyle ne zaman samimi oldunuz?

Üç kelimelik cümleler kurabildiğimde, bunları çoğaltabildiğimde sanırım samimiyetimiz başladı. Çoğaltıp bir başkasına, yoksa kendi kendime anlatmaya başladım hikayelerimi. Tabi biraz yalan, biraz abartı karıştırarak. Okuma-yazmayı öğrendiğimde bu ilişkiyi geliştirdim.

2. Her şey öykünün malzemesi olabilir mi? Kurmacanın kuramayacağı şeyler var mıdır?

Kurmacanın kuramayacağı bir şey kurgulayamıyorum kesinlikle. Yoktur sanırım.

3. Modernite ve postmodernite Türk öyküsünü daha çok hangi konularda etkiledi?

Halihazırda bir tahkiye geleneğimiz var. Elbette bu modern unsurlarla ve geleneğimizle geldik buraya. Postmodern başlığı altındaki bazı tekniklere zaafım var, evet, ama postmodern diye bir şey ne düzeyde vardır, bakın onu bilmiyorum.

4. Öykü yayıncılığını –yayınevleri ve dergiler açısından-, günümüzdeki ve geçmişteki durumuyla beraber bakacak olursanız nasıl değerlendiriyorsunuz?

Size bir sır vereyim: Öykü, roman gibi tür belirlemeleri, tasnifleri bana göre biraz kitapçının, akademisyenin işi gibi. Tabi bana göre. Kurmaca meselesinin yayıncılığı hep vardı. Dergi ve yayınevi düzeyinde. Çok bir değişiklik olmadı gibi.

5. Sizce günümüzde biçimler, akımlar vb. anlatının önüne geçiyor mu? Biçim ve anlatı arasında nasıl bir ilişki olmalı?

Aslında birbirinin önüne geçmez. Senkronize hareket ederler. Akım da sanırım, içinde bulunulduğu zaman tespit edilemez.

6. Sosyal medya ve teknoloji öyküyü ne yönde etkiledi? Sosyal medyada da bir çeşit anlatı biçimi kuruluyor, bu sanal anlatı biçimi, öyküyü etkiledi mi, etkiler mi?

Bir geçiş dönemindeyiz. Dilimizle sınavdayız. Evet bir anlatı biçimi ya da dil yeniden kuruluyor. İleride muhtemelen bizi, daha önce alışık olmadığımız bir estetiğe bırakacak. Alışacağız ama. İnsanın alışmayacağı şey yoktur.

7. Şairler birbirleriyle sürekli bir kavga hâlindeler. Bu kavgaların nedenleri genelde ideolojik olduğu gibi, şiirden de kaynaklandığı oluyor. Fakat öykücüler birbirleriyle bu şiddette ve sıklıkta kavgaya tutuşmuyor. Bunun nedeni öykücülerin ideolojiden uzak durması ve biçime ya da içeriğe fazla takılmamaları mıdır?

İdeoloji meselesi karışık biraz. Edebiyatçının bu konuda ne düzeyde okuma yapması gerektiğini bilmiyorum. Vicdan ve adalet, sanırım edebiyatçıda politik bilinçten biraz daha önde, günümüzde. Bir edebiyatçının da “ben ideolog olacağım,” diye yola çıkacağını, bir ideolog gibi konuşacağını çok düşünmüyorum. En azından şu an yaşayan bedenleriyle, ağızlarıyla. Edebiyatçı, öldükten sonra daha anlaşılır hale gelir. Cevap hakkı biter. İnsnaın arakasından diğerleri daha rahat konuşur. Bitimsiz görünen cevaplarına uçsuz bucaksız sorular her daim hazırdır. Değil midir?  Ben kavgaları çok takip etmiyorum. Verimli olanların yanındayım, ortasında değil. Öykücüler de gösteriye dönüştürmeden aralarında tartışıyor olabilirler. Belki şairler de tartışıyor olabilir. Şairler empozisyonu, sanırım Fransızcası imposition, bilemedim şimdi, çok seviyorlar. İşlevselliğine bakmadan. Yanlış anlaşılmasın, şair kendi biricikliğine yaslanarak diktatörlüğünü ilan ediyor demiyorum. Ama elbette her şiir dünyayı yeniden yapar. Şair bunu der. Her öykü de dünyayı yeniden yapar. Öykü yazan bunu demez. Ya da diyebilir de. Bu tarafların da açıkçası sanırım taraflılıkları belirgin değil sanırım. Mesele bu kadar basit. Ayrıca bu homour çok su götürür.

8. Öykü, kısa öykü, minimal öykü, hikâye, kurmaca, anlatı… Siz hangisini tercih ediyorsunuz? Ya da illa bir tür belirlemek zorunda mıyız?

Az önce dediğim gibi, tür oluşturma çabası bir konfor alanı. Kurmaca diyelim.

9. “Asla böyle karakter oluşturamam.” dediğiniz öykü karakteri/karakterleri var mı? Varsa hangi karakter/karakterler?

Yaşam içerisinde karşılaştığım üç-beş karakter var, ki bunları birisi yazdığı zaman yazarın kendi karakterine dönüşür artık. Pardon, yanlış anladım soruyu. Açıkçası yok. Benim karakterim bana, onun karakteri ona.

10. “Şu eser gibi bir eser ortaya koyarsam gözüm açık gitmem.” cümlesindeki “şu eser” sizin için nedir?

O eseri henüz yazmadım. Ama yazdığımda “bu eser” üzerinden konuşabiliriz. Kıskandığın bir yapıt var mı diyorsanız: yok.

11. İyi bir öykü okuru metinde nelere dikkat etmelidir? Yani iyi bir öykü okuru olmak için ne yapmak gerekir?

İyi bir edebiyat okuru olmak için beşeri bilimler de okuması gerekir. Sadece çeviri ya da sadece Türkçe yazılmış kurmaca tercihleri değil, ikisini de okumalı, beşeri bilimlerin yanında. Kuramsal ve eleştiri metinlerini de okumalı. Dengesi var bu işin, vücuda, bünyeye göre.

12. Siz öykünüzü yazarken okuru merkezinize ne kadar yaklaştırıyorsunuz?

Çok yaklaştırmıyorum, çünkü ben yazarken onlar civarda pek bulunmuyorlar.

13. Öykü yazmak için haklı bir nedene ihtiyaç var mı? Varsa sizin haklı nedeniniz nedir?

Bir nedene ihtiyaç var tabi. Haklı ya da haksız. Bu nedeni bulur bulmaz da ben hemen unutmayı tercih ediyorum.

14. Bize hangi üç tane yerli ve üç tane yabancı öykü kitabını önerirsiniz?

Çok farklı bir soru. Teşekkür ederim. Sevdiğim birçok öykü var. Eğer izin verirseniz bu soruyu yaşlandıkça cevaplandırmak isterim. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir