Günümüz Türk Öyküsü Üzerine Söyleşi-31: Ayşegül Genç

Söyleşiyi Yürüten: Burak Çelik

Konya’da doğdu. Selçuk Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Maden Mühendisliği bölümünden 1999 yılında mezun oldu. Öykü ve yazıları Hece Öykü, İtibar, Dergah, Aşkar, Cins, Okur gibi dergilerde yayımlandı. Kuğu Boynu romanı ile ESKADER yılın romanı ödülüne layık görüldü.

Eserleri:

Metropol Bedevisi (Genç Kitaplığı, 2010), Ölü Serçe Dönemeci (Okur Kitaplığı, 2013), Çile Kırgını (Okur Kitaplığı, 2014), Dünyayı Kurtaran Kız (Genç Dergisi Kitapları, 2014), Kuğu Boynu (İz Yayıncılık, 2016), İç Bir Şey (İz Yayıncılık, 2017), Ceylan Uykusu (İz Yayıncılık, 2019)

1.Öyküyle ilk ne zaman göz göze geldiniz? Tanıştınız demiyorum, çünkü tanışların gözüne dosta baktığımız gibi bakmayız; öyküyle ne zaman samimi oldunuz?

Öyküyle teknik olarak ilk ne zaman tanıştım bilmiyorum ama kendimle bir öyküde ilk defa Sibel Erarslan’ın öykü kitabında karşılaştım. Parçası Benden kitabında.

2. Öykü ne anlatır? Her şey öykünün malzemesi olabilir mi? Kurmacanın kuramayacağı şeyler var mıdır?

Her öykücü sürekli bunu yoklar. Bir ışıltı, bir parlama anı yakalar ama bazen onu kurmaya çalıştıkça bozar. Bazen de kurarken parlama anları gelir kurulur metne.

3. Modernite ve postmodernite Türk öyküsünü daha çok hangi konularda etkiledi?

Ele alınan her konuda bir etkisi var muhakkak. Hatta ele almanın kendisinde bile bir etkisi var. Misal, muhafazakar bir yaşantısı olan yazarın yeraltı yaşantısını anlatmaya çalışırken bazen acınacak hale düşmesi, seküler bir yazarın Anadolu’yu anlatırken dini kavramlara tutunma çabasındaki kusurlar modern bir çerçevenin içinde ele alınsa da dışarıdan bakan ve bu durumu kavrayanla birlikte ele alındığında postmodern bir duruma dönüşebiliyor.

4. Öykü yayıncılığını –yayınevleri ve dergiler açısından-, günümüzdeki ve geçmişteki durumuyla beraber bakacak olursanız nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nitelikte öykü altın çağını yaşıyor diyoruz ama roman daha fazla insana ulaşıyor. Her okur, dergi takip etmiyor ama reklamı çokça yapılan ya da sosyal medyada fazlaca dönen romanları muhakkak okuyabiliyor. Yazarlar açısında da kitaba ulaşmak kolaylaştıkça usta çırak ilişkisi yok oluyor. Ustayı bulma ve onu aşma fikri kayboluyor.

5. Günümüzde özellikle revaçta olan “öykü/yazı atölyeleri”ni gerekli ve faydalı buluyor musunuz?

Tecrübe paylaşımı ve bir okuma disiplini sunuyorsa faydalı buluyorum. Eskiden gençlerin dahil olduğu muhitler vardı. Dergi bürolarına çat kapı girebiliyorlardı. Şimdi çoğu dergi bir internet ağı ile yazarlar arasında bağ kurarak çıkıyor. O ağa dahil olmak gençler için kolay gibi görünse de çok zor.

6. Sizce günümüzde biçimler, akımlar vb. anlatının önüne geçiyor mu? Biçim ve anlatı arasında nasıl bir ilişki olmalı?

Zeka gösterileri, ilginçlikler ve farklı yazma gayretleri mananın önüne geçtiğinde eseri değil eser sahibini ön plana çıkarıyor. Yazar öldüğünde geriye eser kalmamış oluyor. Bir eser hem zekaya hem kalbe dokunursa kalıcıdır.

7. Sosyal medya ve teknoloji öyküyü ne yönde etkiledi? Sosyal medyada da bir çeşit anlatı biçimi kuruluyor, bu sanal anlatı biçimi, öyküyü etkiledi mi, etkiler mi?

Sosyal medya edebiyat terimlerini kullanarak başladı işe. Hikâye, paylaşım, etkileşim, yayılma, takip. Dolayısı ile herkes kendi küçük hikâyesinin büyük etkiler doğurabileceği durumu ile sosyal medya sayesinde tanıştı. Buna rağmen ona hala yazar değil kullanıcı diyoruz. Eğer burada kendi anlatım gücünü keşfeder kadim kitaplara ve çağdaşı olduğu yazarlara ulaşır kendini geliştirirse kullanıcı için yazarlık yolunda bu bir getiridir.

8. Şairler birbirleriyle sürekli bir kavga hâlindeler. Bu kavgaların nedenleri genelde ideolojik olduğu gibi, şiirden de kaynaklandığı oluyor. Fakat öykücüler birbirleriyle bu şiddette ve sıklıkta kavgaya tutuşmuyor. Bunun nedeni öykücülerin ideolojiden uzak durması ve biçime ya da içeriğe fazla takılmamaları mıdır?

Öykücüler kavgadan dönüyor bence. Kavgadan dönmeyenin öyküsü ne kadar öyküdür misal, kendisi ne kadar öykücüdür? Şairler ise henüz içindeler kavganın, yenilgiyi kabul etmeyen, ya da başka bir yol bilmeyen insanlardır şairler. Öykücüler ise ya yenilgiyi kabul etmiştir, ya da başka bir yol aramaya çıktığı için öykü yazmaktadır.

9. Öykü, kısa öykü, minimal öykü, hikâye, kurmaca, anlatı… Siz hangisini tercih ediyorsunuz? Ya da illa bir tür belirlemek zorunda mıyız?

Düz anlatmışsam hikâye diyorum. Metinle ilgili oyunlarım varsa öykü diyorum. Bazen de hepsine öykü diyorum. Romanlarıma parçalı kurgu diyorum.

10. “Asla böyle karakter oluşturamam.” dediğiniz öykü karakteri/karakterleri var mı? Varsa hangi karakter/karakterler?

İstemekle ilgili sanırım. İstersen yazarsın. Ama başarmakla ilgili değil.

11. “Şu eser gibi bir eser ortaya koyarsam gözüm açık gitmem.” cümlesindeki “şu eser” sizin için nedir?

Şu eser gibi yazmak isterim demedim hiç. Ama şu eseri aşmalıyım dediğim eserler olmuştur. Aşıp aşmadığımı bilmediğim için de şu eserin ismini veremeyeceğim sanırım:)

12. İyi bir öykü okuru metinde nelere dikkat etmelidir? Yani iyi bir öykü okuru olmak için ne yapmak gerekir?

İyi bir öykü okuru olunur mu bilmiyorum. İyi’den kasıt çok öykü okuyan mıdır misal, okuduğu öyküleri iyi değerlendiren midir? Çok okuyor ama değerlendirmiyorsa ona tüketici deriz. En iyi öykü okuru; öykü yazarıdır ya da kuramcısıdır, ya da bir gün muhakkak o en iyi öyküleri yazacağına inanan öykücü adayıdır.

13. Siz öykünüzü yazarken okuru merkezinize ne kadar yaklaştırıyorsunuz?

Sadece birlikte yürümeyi önemsiyorum sanırım.

14. Öykü yazmak için haklı bir nedene ihtiyaç var mı? Varsa sizin haklı nedeniniz nedir?

Herkesin sayısız nedeni vardır. Ben hikayelemenin insandaki etkisini görüyorum. Rüyamızdaki boşlukları bile anlatırken doldururuz. Boşluğa tahammülü yok insanın. Bu yüzden hikâyeye sığınıyoruz. İşte bu sığınma yazara emanettir, zayi etmemenin derdine düşmelidir.

15. Bize hangi üç tane yerli ve üç tane yabancı öykü kitabını önerirsiniz?

Böyle sorulara net bir cevap veremiyorum. Beğendiğim kitapları tekrar okuduğumda beğenmeyebiliyorum çünkü. Ama daha önce okumamış olanlar yabancı yazarlardan Panait İstrati’yi, yerli yazarlardan Bahaeddin Özkişi’yi bir okusunlar derim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir