Günümüz Türk Öyküsü Üzerine Söyleşi-8: Ahmet Büke

Söyleşiyi Yürüten: Burak Çelik

Ahmet Büke, Manisa’nın Gördes ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Gördes’te, liseyi İzmir Atatürk Lisesi’nde bitirdi. Bir Süre ODTÜ Jeoloji Mühendisliği’nde okudu. 1997’de Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Öyküler E, Adam Öykü, Ünlem, Patika, İmge Öyküler, Özgür Edebiyat, Eşik Cini, Notos Öykü, yeniyazı, ğ, Sus, Har gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. 2004’te İzmir Postası‘nın Adamları‘nı, 2006’da Çiğdem Külahı‘nı, 2008’de Alnı Mavide‘yi, 2010’da Kumrunun Gördüğü‘nü, 2011’de Ekmek ve Zeytin‘i, 2012’de Cazibe İstasyonu‘nu, 2014’te Yüklük‘ü, 2019’da Varamayan‘ı yayımladı.

1.Öyküyle ilk ne zaman göz göze geldiniz? Tanıştınız demiyorum, çünkü tanışların gözüne dosta baktığımız gibi bakmayız; öyküyle ne zaman samimi oldunuz?

Rahmetli babam edebiyata tutkundu. Bir kasabada, ortaokul mezunu, esnaf birisi için şimdi biraz ayrıksı gibi görünse de o dönemin ruhuna uygun birisiydi. Benim kitaplara olan ilgimi fark edince, Erdal Öz’ün derlediği Dedem Korkut Öyküleri kitabını getirdi bir gün bana. “Bunlar bizim ilk hikâyelerimiz, belki sen de seversin,” dedi. Uzun süre elimden düşürmedim. Çok etkilenmiştim.

2. Öykü ne anlatır? Her şey öykünün malzemesi olabilir mi? Kurmacanın kuramayacağı şeyler var mıdır?

Öykü zaman başladığından beri var aşağı yukarı. Elbette önce şiir vardı. Bence öykü ile anlatamayacağımız bir an ve durum yok.

3. Modernite ve postmodernite Türk öyküsünü daha çok hangi konularda etkiledi?

Bu kavramları pek bildiğimi söylemeyeceğim. Dolayısıyla bir yanıtım yok.

4. Öykü yayıncılığını –yayınevleri ve dergiler açısından-, günümüzdeki ve geçmişteki durumuyla beraber bakacak olursanız nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dergi çağına yetişemedim. Şimdi de inatla ve büyük emekle çıkan saygın dergiler var. Ama öykücülerin ilk aklına gelen bir araya gelip dergi çıkarma fikri artık yaygın değil.  Bu durumun bizi biraz yalnızlaştırdığını düşünüyorum. Öyküye olan ilgi ise hem yazar hem de yayıncı açısından artıyor. Genç yazarlar öyküyü seviyor, iyi örnekler veriyorlar. Okur iyi öykünün peşine düşüyor. Öykü üzerine düşünen ve yazanlar artıyor. Bir sürü olumsuzluğun içinde bunlar iyi gelişmeler.

5. Günümüzde özellikle revaçta olan “öykü/yazı atölyeleri”ni gerekli ve faydalı buluyor musunuz?

İyi yapılandırılmış, yetkin isimlerin yönettiği atölyeler her zaman faydalıdır bence. Buradaki risk şu, atölyelerin birbirine benzer öyküler yazan yazarlar yetiştirmesi. Yani katılımcıların aşmaları gereken bir çıta da bu benzerliği bozacak, özgün üslupları geliştirmeleri. Dolayısıyla kendi başına bu süreci geçirenlere oranla daha fazla emek harcamaları gerekiyor.

6. Sizce günümüzde biçimler, akımlar vb. anlatının önüne geçiyor mu? Biçim ve anlatı arasında nasıl bir ilişki olmalı?

Hiç düşünmedim bu konuda açıkçası.

7. Sosyal medya ve teknoloji öyküyü ne yönde etkiledi? Sosyal medyada da bir çeşit anlatı biçimi kuruluyor, bu sanal anlatı biçimi, öyküyü etkiledi mi, etkiler mi?

Sosyal medya ve teknoloji artık yazarların kolay kaçınamayacağı bir yerde. Ben dijital göçmen bir kuşağa aitim ve özellikle sosyal medyanın olumsuzluğunu yaşıyorum. Ama artık zaman dijital yerli kuşakların elinde ilerliyor. Onlar için anlamı farklı ve benim fikrim belki de yanlış bir muhafazakarlığı besliyor olabilir. Şimdi onların fikri ve yaklaşımları daha anlamlı.

8. Şairler birbirleriyle sürekli bir kavga hâlindeler. Bu kavgaların nedenleri genelde ideolojik olduğu gibi, şiirden de kaynaklandığı oluyor. Fakat öykücüler birbirleriyle bu şiddette ve sıklıkta kavgaya tutuşmuyor. Bunun nedeni öykücülerin ideolojiden uzak durması ve biçime ya da içeriğe fazla takılmamaları mıdır?

Benim pek yazan arkadaşım yok. En eskisi sanırım Behçet Çelik’tir. Muhtemelen birçok konuda aynı fikirde değilizdir ama hiç de kavga etmedik galiba. Kavgada eksiltemeyecek kadar az arkadaşa sahip olanlar belki de böyledir, kim bilir…

9. Öykü, kısa öykü, minimal öykü, hikâye, kurmaca, anlatı… Siz hangisini tercih ediyorsunuz? Ya da illa bir tür belirlemek zorunda mıyız?

Ben öykü demeyi tercih ediyorum. Öykü başka bir tanımlamaya ihtiyaç duymayacak kadar güçlü bir öze sahip.

10. “Asla böyle karakter oluşturamam.” dediğiniz öykü karakteri/karakterleri var mı? Varsa hangi karakter/karakterler?

Asla dediğim olmadı ama kadın karakterleri yazarken zorlanırım hep.

11. “Şu eser gibi bir eser ortaya koyarsam gözüm açık gitmem.” cümlesindeki “şu eser” sizin için nedir?

İyi bir roman yazmak isterdim mesela ölmeden.

12. İyi bir öykü okuru metinde nelere dikkat etmelidir? Yani iyi bir öykü okuru olmak için ne yapmak gerekir?

Çok öykü okumak gerekir sanırım. Okudukça öykü duygusu yerleşiyor insana ve iyi öyküyü koklayabiliyor okurken.

13. Siz öykünüzü yazarken okuru merkezinize ne kadar yaklaştırıyorsunuz?

Pek düşünmüyorum okuru.

14. Öykü yazmak için haklı bir nedene ihtiyaç var mı? Varsa sizin haklı nedeniniz nedir?

Haklı bir neden mi, bilmiyorum ama öykü yazmak beni hayata yaklaştırıyor ve mutluluk veriyor.

15. Bize hangi üç tane yerli ve üç tane yabancı öykü kitabını önerirsiniz?

Sait Faik-Semaver,

Ziya Osman Saba-Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi,

Vüs’at Bener –Dost;

Çehov-Bozkır,

Platonov-Dönüş,

Raymond Carver –Katedral.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir