Hamza Eren Sarıçam – Eda İşler/Kaza Süsü

Eda İşler’in ilk hikâye kitabı olan Kaza Süsü toplam on dört hikâyeden oluşuyor. Hikâyeler arasında ilk okuyuşta bir tema veya konu üzerinde toplamak ya çok genelleme yapmak ya da fazlasıyla özelleştirme olacaktır. Bununla beraber ölüm konusunu hikâyelerinin çoğunda herhangi bir şekilde görmek mümkündür. Ancak sadece ölüm teması üzerine demek aşırı genellemeye tabi tutmak olur hikâyeleri.

İlk beş hikâyesi ile okuru iz sürmeye ittirecek bir yol izlemiş İşler. Burada iz sürmekten kastım özellikle ilk dördünde bir şekilde karakterler veya olaylar üzerinden bağlantı kurarak sanki bu dört hikâyeyi farklı bir yere alıyor gibi. Beşinci öyküsü olan “Acının İptali”nde ise ilk dört hikâye arasında olan bağlantıları tekrar hatırlatıyor ve kitabın geri kalanındaki hikâyelerde okuru iz sürmeye devam etmesi için telkin ediyor adeta.

Daha açık hale getirmek gerekirse, okuru iz sürmeye iten dört hikâyede mutlak ve sadece bir olay, karakter veya herhangi bir şey yok. Hepsini birbirine bağlayan unsurlar her hikâyede farklı şekillerde beliriyor. Aslında daha genel ve geniş ele alınca her birinin birbiriyle bağlantıları karakterler üzerinden kurulabilir ancak karakterleri içinde bulundukları ve bir başka deyişle bağlantı görevi gören olaylardan ayrı düşünüp ele almak belki de yazarın yapmaya çalıştığına sığ bir şekilde bakmak olacaktır. Tabi bir başka bakış açısı ile peş peşe gelen bu dört hikâyenin oluşturduğu bütünlüğü alelade bir rastlantı olarak da görülebilir. Fakat özellikle serpiştirilen karakterlerin konumundan çok, hikâyeler arasında karakterin orada ne yaptığı ile cılız gibi gözüken kuvvetli bağlantılar oluşturmakta. Örneğin, ilk hikâyedeki Ekrem ismini ikinci ve üçüncü hikâyelerde de görmek mümkün ama burada asıl önemli olan üç hikâyede de bağlantının Ekrem olmasıyla beraber Ekrem isminin ayrı ayrı her hikâyede içinde okura göre farklı konumlarda olmasıdır.

Bir başka önemli soru beşinci ve birleştirici, hatırlatıcı görevi gören “Acının İptali” isimli hikâyenin bu görevleri üstlendiğinin nereden malum olduğudur? Cevabı ise bu hikâyede dördünün de farklı farklı olayları ayrık görünmesine rağmen sanki hepsinin ortak arka planını kuruyor gibi oluşudur ve böylelikle bu hikâye diğer dördü için birleştirici görevi görmektedir.
Kitap boyunca okuru ittiren en büyük güçlerden biri baştaki ufak iz sürme macerasının devamını aramak olabilir. Ancak başlı başına kitabı oluşturan element olarak bundan bahsetmek kitabın geri kalanını yabana atmak olur.

Daha önce de değindiğim gibi ölüm teması da yazar için hikâyelerinde önemli bir yer tutabilir fakat sadece ölüm teması veya ölümle bağlantılı şeyler hakkında ve üzerine hikâyeler olarak kategorize etmek yetersiz olur.

İlk dört artı bir hikâye dışında yazarın son hikâyede “Kendi yazdığı hikâyenin içinde sıkışıp kaldığı günden beri zamanın onun için biraz yavaşladığını düşünüyordu.” deyişi ile ilk hikâyedeki kadın karakterin kendi ölümünden öncesinden bahsediyor oluşu beraber düşünülünce hikâyelerin hepsinin ayrı olduğu ya da hikâyeleri ufak ipuçları ile birbirine bağlı olduğu fikri yerine bir bütün şeklinde hatta adeta bir uzun hikâye şeklinde kaleme alınmış bir kitaptan söz ediyor olabiliriz. Bu görüş için ise sadece başta ve sondaki hikâyeler değil geri kalan hikâyelerde de buna dair ipuçları görmek mümkündür. Yine aradaki bağlantıyı sağlayacak noktalar çok ufak olsalar da farklı hikâyelerde mevcuttur.

Sonuç olarak Eda İşler’in Kaza Süsü isimli hikâye kitabı başlı başına ayrı hikâyelerden oluşuyor gibi gözüküyor olsa dahi hikâyeler üzerinden bir iz sürme içeren farklı işleyişle ya da yine farklı sayılabilecek kendini gizleyerek oluşturulmuş uzun hikâye formatıyla olağandışı bir hikâye kitabıdır. Ayrıca bahsi geçen bu iki teori olmasa bile hikâyeler seçildikleri sahne ve yazıldıkları şekil bakımından kendi içlerinde farklı duruşları olan hikâyelerden söz etmek mümkündür ancak kendi başlarına da ilk kez deneyim edilecek bir tecrübe sunmamaktadırlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir