Hasan Köstek Yazdı; 20. Asrın Yunus’u: Yahya Kemal

“Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi/Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi”

Türk toplumunun düşünce ve hayal dünyasının biçimlenmesinde son derece etkin rol oynayan belli başlı edebi şahsiyetlerle günümüz okuyucusunu buluşturmak amacıyla Şimdiki Zamanın İzinde dizisine başlayan Erdem Yayınları, bu dizinin başlangıcını edebiyatımızın önemli isimlerinden, kuvvetli üslubu ve söz sanatçılığıyla akıllara kazınan Yahya Kemal Beyatlı ile yaptı. Doç. Dr. Mehmet Samsakçı’nın kaleme aldığı bu eser Yahya Kemal’in eserlerinden ve bugüne kadar onun hakkında yapılan muhtelif çalışmalardan yararlanılan özgün bir eser olmuş.

İsterseniz bu ufak bilgilendirme kısmından sonra kitabın muhtevasına göz atalım. Hatırat tarzında yazılan eserde Yahya Kemal’in hayatına bir üniversite öğrencisinin gözünden tanıklık ediyoruz. Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından Yunus Emre ve Yahya Kemal’i mukayese etmesi istenen öğrencimizin şansı yaver gidiyor ve bu çalışmayı bizzat Yahya Kemal’e danışarak hazırlama fırsatı buluyor. Bu sayede Yahya Kemal’in hem poetikasına göz atma fırsatı buluyor hem de Yunus Emre’den Ahmet Haşim’e, Mehmet Akif’ten Ziya Gökalp’e, Türklük meselesinden doğu-batı meselesine kadar birçok isme ve birçok konuya dair görüşlerine İstanbul sokaklarında doyumsuz bir sohbetle eşlik ediyoruz.

Aralarında asırlarca fark bulunan bu iki şairin neden mukayese edilmesini istendiğini şu satırlarla çok iyi anlayabiliyoruz. “Yunus, neredeyse Namık Kemal’in tabiriyle “bir aşiretten cihangirane bir devlet çıkaran”  nesle mensuptu. O da bir dil tesis etti. Yahya Kemal ise o cihangirane devletin izmihlaline denk gelmiş fakat başka bir devletin tesisine şahit olmuş, bu arada halkın ve münevverin muhtaç olduğu yeni lisanı hakiki manasında kurmuştu.” Zaten yazarımız, Yahya Kemal için 20. asrın Yunus’u diyerek bu tespitini iyice pekiştiriyor.

Sadece bir kelimeyi bulamadığı için şiirini olmamış sayan, o kelimeyi bulana kadar ıstırap çekecek kadar mükemmeliyetçi bir şairdir Yahya Kemal. “Şiir, aslında şairin icat ettiği, yarattığı bir şey değil, keşfettiği bir şey. O mısra aslında bir yerlerde yazılı, o söylendi. Şairin yaptığı o örtüyü kaldırmak, onu keşfetmektir.” diyerek neden bu kadar mükemmeliyetçi olduğuna şerh düşülüyor kitapta.

29 Mayıs’ta yani İstanbul’un fethinde çıktıkları gezideyse Yahya Kemal’in İstanbul’a ne kadar büyük bir tutkuyla bağlandığını görüyoruz. Yaşamayı ve her zaman genç gibi hissetmeyi seven Yahya Kemal, maziye büyük saygı duymasına rağmen gününün gerisinde kalmamayı da bir o kadar önemsiyordu. Hatta bir gün Paris’teki bir kafede, İstanbullu Ermeni bir garson, “Sizi tanıdım, siz Yahya Kemal Efendi’siniz!” deyince sinirlenip efendi değil bey diyeceksin diye garsonu paylamışlığı bile var.

Yahya Kemal’e dair birçok anektodla dolu olan bu kitap akıcı dili sayesinde kendini cezbediyor ve bu hoş sohbetten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Eğer Yahya Kemal’i daha yakından tanımak istiyorsanız sizin de bu yolculuğa çıkmanızı tavsiye ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir