Metin Yetkin – ‘Tiyatroyu yeniden yarattım (!)’

‘Notlar ve Karşı-notlar’ absürt tiyatronun üstadı Eugène Ionesco’nun yazı, söyleşi ve yanıtlarının bir dökümü. Tiyatroyu trajik gerçeklikten ve ideolojiden ayırıp basmakalıp dili yıkarak onu ‘sonsuz ve canlı varoluş’ olarak tasarlayan Ionesco’yu daha iyi anlamak için…

Ionesco, 1909 yılında Romanya’da doğdu fakat çocukluğu Fransa’da geçti. Bükreş Üniversitesi’nde Fransız Edebiyatı okuduktan sonra İkinci Dünya Savaşı esnasında tekrar Fransa’ya yerleşti. Burada, başta Antonin Artaud olmak üzere pek çok isimden etkilendi. Sanatın hemen hemen her branşıyla ilgilenen yazar yepyeni bir tiyatro dili yaratarak farklı bir tiyatro anlayışının temellerini attı.

‘Notlar ve Karşı-notlar’ onun yazma eylemi, eleştiri ve tiyatro başta olmak üzere çeşitli konular hakkında yazdıklarını kapsayan bir kitap. Kitapta yazarın söyleşileri ve onu eleştirenlere verdiği cevaplar da mevcut. Ancak genelleme yapmak gerekirse kitabın iki temel konusu var. İlki ‘Niçin yazıyorum?’, ikincisiyse ‘Niçin tiyatro yazıyorum?’ İlk soruya “Bunu sizin bilmeniz gerekir!” diye cevap veriyor Ionesco çünkü okurlarının onun eserlerinde gereksinimlere cevap veren bir şey bulması gerektiğini savunmakta. Öte yandan yazmanın çeşitli motivasyonları vardır yazar için. Öncelikle ne ilahiyat ne de felsefe ona neden var olduğunu izah eder. Başka bir yere aitmiş gibi hisseder kendini. Ancak ‘ben’ vardır ve var olmaktan duyduğu ‘şaşkınlığı ve özlemi ifade etmek, paylaşmak için’ yazar, ‘iç dünyasının derinliklerini’ sergilemeye çalışır. Yazarı öznel bir gerçeklik yaratan kişi olarak tanımlar, yaratmayı da keşfetmek ile özdeşleştirir. Bu doğrultuda eleştirmen biricik olan bir sanat eserini kendi ölçütlerine göre sorgulamak yerine sanat eserinden hareketle kendi ölçütlerini sorgulayan, nesnel bakmayı başarabilen kişi olmalıdır Ionesco’ya göre. Böylece eleştirinin sınırlarını da çizmiş olur.

İkinci soruya gelirsek, “Bazen tiyatrodan nefret ettiğim için oyun yazmaya başlamışım gibime gelir” demektedir. Zira küçüklüğünden beri izlediği oyunları sevmez, oyuncuların başkasıymış gibi davranmalarına dayanamaz ve bunu korkunç bulur. Tiyatroda ‘etten kemikten kişilerin bulunmasından’ rahatsızlık duyar. Sahnede gerçek ile kurgunun, ‘iki zıt evrenin’ birleşemediğinden yakınır. “Özet olarak, her şey beni sinirlendiriyordu tiyatroda” diye yazar, çünkü Ionesco için tek gerçek mitostur ve tarih, mitosu gerçekleştirmeye çalışır. Her mitos, her düş gerçek olabilir onun için. Zamanı değil “zaman-dışı”nı, tarihi değil “tarih-üstü”nü yani kalıcı olanı yakalamayı amaç edinir. Bu doğrultuda tiyatroyu diğer türlerle kıyaslar; resim, şiir, roman gibi türlere nazaran tiyatronun kalıcı olması daha zordur. Tiyatroyu edebiyattan ayırarak ona doğal sınırlarını vermek ister. Tragedyanın dahi ötesine, onun kaynağının bulunduğu yere gitmek ister. Tam burada Antonin Artaud’nun terimini kullanır ve ’şiddet tiyatrosu’ yapmak gerektiğini söyler çünkü gündelik hayat bizi uyuşturarak varoluşun hakikatinden uzaklaştırır. Oysa hakikati bütünleştirmek için onu parçalamak zorundadır. Tiyatro, insanın imgesini ona geri göndererek bir tür bilinçlenme haline, yani tarihin de ötesindeki en kadim gerçeğe ulaşmaktır. Kısaca “Tiyatro ancak tiyatro olabilir” Ionesco için. İşte bu görüşle tiyatroyu trajik gerçeklikten ve ideolojiden ayırır, basmakalıp dili yıkarak onu ‘sonsuz ve canlı varoluş’ olarak tasarlar. “Kendi adıma, adım adım onu yeniden keşfettiğimi düşünüyorum” demektedir. Ionesco’nun keşfetmeyi yaratmakla bir tuttuğunu anımsarsak, bu cümleyle mütevazı bir sesle “Tiyatroyu yeniden yarattım(!)” demektedir aslında…

  • Bu yazı ilk olarak www.hurriyet.com.tr adlı sitede yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir