Muhammed Sarı – Yirmi Adımda Hakan Kalkan Şiiri

Şehre karıştım hikâyesi yok insanların varsa şiirdir
Ben onu okudum onu söyledim onu yazdım

  1. Meryem Koçaklamaları (1999-2005), Çorak Topraklar (2005-2015). Bu süreçte epiğe yakınlık duyan herkesin yolunun düştüğü bir şiir yazdı. Dahası, kendiyle birlikte yazmaya başlayan 80 doğumlulara ciddi biçimde tesir etti. Buna rağmen hakkında derli toplu yazı yok. Maalesef alışık olduğumuz bir durum. Belki de tavır, bilemiyorum. Hakan’ın 2000’ler şiirindeki yeri ve 2010 kuşağına örnekliği sorusu ana sorumuz. Ustalardan ne almış, nasıl almış; şiir ortamına ne vermiş, hangi sınırlarda durmuş? Her kitapta, her dönüm noktasında bu soruları yeniden gündeme getirmek mümkün. Fakat tek kişinin, tek yazının işi değil bu. Ben burada onun şiirine girizgâh mahiyetinde birkaç hususa değinmekle yetineceğim. Çünkü bir ismin Türkçe’ye mâl olması, gerçek yerini bulması süreç ve imece işi.
  2. Namus ve Başka Şiirler’dir. Bununla birlikte vatan ve ümmet sevgisinin ayrılmazlığıyla Namık Kemal’i, Müslümanca yakarış ve haykırışıyla Akif’i, halk içre gezen bir vicdan oluşuyla Mehmed Emin’i, günlük hayatı destansılığa bürüyüşüyle Uyar’ı, dış dünyayı sayıp dökmesi, durgunluk ve donukluğuyla Cansever’i, sisteme ve insana yönelik üstbilişiyle Özel’i hatırlatır. Özel bağlantılardan biri de Fuzuli’nin sofiyane ve kederli lirizmidir. Mutasavvıf şuaradan gelen ahretlik nazar da dünyaya bakıştaki arızaları nispeten giderir, modernliğin sapmalarına karşı bir denge unsuru olur. Zarifoğlu’nun çıkışına benzer bir yanı da vardır: Çok erken yaşta son derece karakteristik bir söyleyişle ortaya çıkmıştır.
  3. “hakka karşı mesuliyet” ve “haksızlığa uğrayanla hemhal olma” ekseninde doğup genişliyor. Bir tür “ilm-i hal.” Garipler, zayıflar, ıssızlar, yolda kalmışlar, yetimler, zulme uğramışlar şiirinin hem ahlakî referansları hem estetik evreninin yapı taşları. Bazen dizeleri ne kadar yalınsa o kadar yalçındır. Hazcı okurlara, “Bu şiir mi gerçekten,” dedirttiği çoktur. Hilesizliğin, en büyük hile oluşunun şiirdeki canlı örneğidir. Garipliğin ve açlığın ne çağrışımı var diye soruyor şair. Ne çağrışımı varsa hepsi kendi şiirlerinde işte.
  4. 2: Benim “vertigo tipi mısra”dediğim, birbirine farklı yerlerinden ulanmış, genelde üç cümleden ve artı bir yarım ibareden oluşan ters yüz mısralar. Teknik 3: Mısra başı ve içindeki anlamlı/işlevsel tekrarlar. Uzun mısra içlerinde okumayı hafifleten tek kelimelik cümleler, vurucu fiiller, emir kipleri…
  5. “Biz ve onlar” söylemini fazla kullandığından yer yer inandırıcılık sorunu yaşayabiliyor. Bununla birlikte kendi kuşağında bu riski alan ikinci bir şair yok. Yirmi birinci asrın her gününün bu söylemi haklı kılan zulümlerle dolu olduğunu hatırda tutarsak Hakan’ın politik duruşunun aslında ahlakî bir tercih olduğunu görebiliriz. b) Epik Kesitler: Politik tercihlerinin bir neticesi gibi görünse de epik söyleyiş, şairin mizacına, dünyadaki varlık gerekçesinin sorgulanmasına yönelik veçhesiyle de hesaba katılmalıdır. Özellikle ilk kitabındaki omuz omuza olma, uykulara dalma, akranlar, kuşaklar, taraflar, uyandırılma ve çağrılma sekansları epiğin şahsiyet oluşumunda tuttuğu yeri göstermesi bakımından önemlidir. c) Dramatik Kesitler: Bu kesitler Meryem’le başladı ve ikinci kitabında rahatlayan dille birlikte başatlık kazandı. Lirizm bunu adlandırmak için yetersiz bir kavram. Çünkü durumsallığı ve yaşama ilişkin yanı asla elden bırakmıyor şair. Tek bir ânı değil, birbirini bütünleyen anlar silsilesini yazıyor. Bazen açık seçik: Gidersin bir el çekilir çekilip alınır bir el bir elden / Bir el uzar alna karışır saçlara parmaklar (MK, 40). Bazen son derece bozuk boğuk bulanık: Koşturuyorum ardımsıra gelen / Gelen ve gelen ve sesler ve çığlıklar ve inlemeler / Daha çok daha çok / Gürültüler duy duyarak susturup / Dostlarımdan haber ver bana beni dostlarıma / İnlemeler arasında dostlarıma yutulup yutulup / İsteyip isteyerek zorla zorlanarak benzeyip benzetilerek / Kıvranıp acıyla uyanarak korkuyla bir soru binlerce soru / Nereye varır bu yol şimdi ne olacak ve sonra (ÇT, 25).
  6. Üçgen’i vardı. O üçgen hiç bitmezdi. Sürekli yeni üçgenler üreten bir metindi Üçgen şiiri. Hakan herkese bir üçgen beğenip seçiyor gibiydi. Üçgenin kenarları okuyana göre değişirdi. Onun muhayyilesinde kiminin mahpesi kiminin korunağıydı o üçgenler. Salgın şiirindeki paranoya benzeri girift kurgular, uzaklaşma/uzaklaşma tavrı, arada bir meydan okumaya dönüşen yalnızlık Meryem Koçaklamalarışiirinde büyük oranda makul sınırlara çekilince Üçgen’in huzursuzluğu da nihayet dinmiş oldu. Meryem Koçaklamalarıdünya evine girişin şiiridir; dünya evinin şaşkınlıkları, dargınlıkları, sıcaklığı, imkânsız mutluluğu bir kenar ekleyip üçgeni yuva yapmış oldu.
  7. “Müslüman ferd” oluyor. Bize göre Müslüman ferd demek, en mücerred ve en müşahhas manasıyla, başta ve sonda Rasulullah demektir. O nedenle Hakan’ın şiirinin temelinde “senin Peygamberin üzgün” duygusu yatıyor. Şiirini bu “üzgün peygamber, bizden davacı peygamber” keşfi/inancı/korkusu besliyor. Eleştirmenler “üzgün peygamber” ibaresinin altında yatan şeyin “şairin süperegosu” olduğunu söylemeye yatkındır. Doğru da olabilir. Fakat bizim için Rasulullah’tan ötesi yok. Hakan Kalkan’ın şiirinde sanattan önce nasıl itikad belirleyici ise şiirinin eleştirisinde de kavramların ötesindeki “Zat” esas alınmalıdır. Gönülden öte ne var demiştik. “Yalnız Allah ve Rasulü var,” demek imanımızın çekirdeği.
  8. “Şuraya bir çizgi çekeyim somut olsun / Sorularım somut” (ÇT, 20).Hakan’ın somutluk ısrarı üç asırlık siyasa ve piyasa şartlarının İslâmlığı yeryüzünden silme gayretlerine duyduğu tepkiyle alakalı sanırım. Medeniyet ve İslâm’ı zıt konumlandırdığı açıktır ki bu İsmet Özel’in temel tezlerinden biridir. Bu silme gayretinin, silikliğin tezahürlerinden olan her türlü entelektüel ve dinsel gruplaşmaya da aynı sertlikte karşı çıkar. Duygularıyla sözleri, düşünceleriyle hayatları arasındaki uçurum derinleşmiş olan Müslümanların adına konuşma arzusu/görevi şair açısından her şeye takaddüm eder. Müslümanlığa neredeyse fiziksel olarak dokunma/inanma ihtiyacı vardır. Şiddetli bir ihtiyaç: “Ben bir arslan çizerim şehrin en kalabalık yerine / Şehir mi dedim bu ne çok yalan / Medeniyet mi dedim ne çok hayvan / Nasıl geldiniz siz buraya /… / Ey benim çizdiğim arslan nerede ne zaman parçalandın / Anlat bana” (ÇT, 20-21).
  9. Meryem Koçaklamaları kitabında mücadele, itham, ihanet, kendini ispat meselelerinin doğurduğu olumsuz hava yoğun biçimde hissedilir. İsmet Özel’in “öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir” dediği öcü alınmamış kuşaklardandır çünkü. Bunu erken fark etmenin getirdiği ruhsal sancılar, gençlik hırçınlıkları, kalabalıklara duyulan güvensizlik, haksızlık etmek pahasına düşüncelerinde diretiş, geleceğe ve geleneğe şüpheyle bakış ilk kitabı önemli ölçüde belirler: bana uzattığınız el ne iyi beni itmek için / birbirinize uzattığınız el ne iyi birbirinizi itmek için / Ben ne gördüm arkadaşlarımdan ihanetlerden başka (MK, 75). Çorak Topraklar’da değişik görünümler altında bu tavır sürse de (Kuşaklar kuşaklar ne büyük bir yalan bu; ÇT, 12) şairin muhasebe ağırlıklı bir safhaya geçtiğinin işaretlerini bulmak mümkün: “…gençlik marşlarından uzak Yunus’a yakın /… / Haine hain deyişim açıkça eğilip bükülmeden somurtarak / Bütün gençliğim ve yaşlılığım” (ÇT, 43).
  10. “yer”den başlar söze, mesela bir pencere kenarındayken. Yolculuğa çıkmak üzereyken. Adımını attığı kalabalık sokakta. Mektup yazmaya oturduğunda. Kahvaltı masasında arkadaşlarını yarı uykulu dinlerken. Gece yarısına sarkan sohbet meclislerinde. Yâri aklına düştüğünde. Akşam eve yürürken. Televizyonun karşısında. Korkuyla uyandığı terli yatağında. Bir nekahetin son günlerinde… Omzuna ve gözüne çarpan şeylerin çıkardığı kıvılcımlardan büyütür şiirini.
  11. Çorak Toprakları’nın göğü mavi. Meryem Koçaklamaları’ndaki yoldaşı bir kadın. Bana sorarsanız onun şiirinde en yoğun (ve örtülü) olan şey ümit ve merhamet. Çünkü nazarlarını asfalttan kurtarabildiği her defasında göğün arzdan daha geniş olduğunu görüyor. İnsan için vatansız bir göğün ve göksüz bir zeminin mümkün olmadığını biliyor; kendi eşsizliğini eşine dostuna sadakatte arayıp buluyor. Hepimizle aynı ülkede fakat çoğumuzdan farklı yaşadığı için Hakan Kalkan’a özel bir şair demek benim için yeterli değil. Öncelikle bir dost, baba ve Müslüman.

Dağlara koşaydın süreydin topraklarını süreydi rüyan
Ekmek kırıntılarını çocuklar değil kuşlar kapaydı (ÇT, 71)

  • Bu yazı ilk olarak Karabatak dergisinde yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir