S. Burak Manav – Kişiliğin Ve Aşkın Haikusu

Kanadalı yazar Denis Thériault’un ikinci romanı Aşkın Postacısı, Yusuf Yenen çevirisiyle Ketebe Yayınları’ndan çıktı. Aynı zamanda ödüllü bir senarist olan Thériault, bu romanıyla Le prix littéraire Canada-Japon ödülünü de almış. Ottawa Üniversitesinde psikoloji eğitimi alan yazarın romanında insan psikolojisi çeşitli yönleriyle sorgulanıyor.

Ana karakter Bilido, (“libido” kelimesinin anagramı) bir postacıdır. İçe kapanık denilebilecek bir karaktere sahip olan Bilido’nun rutin bir hayatı vardır. Beş yıldır her iş günü postaları yerlerine dağıttıktan sonra Madelinot isimli restorana uğrayıp evine gelir. Kırmızı balığı Bill ile paylaştığı evine geldiğinde bilgisayar oyunu ya da televizyonla vakit geçirir. Ancak bazen kapısını kilitlemesi gerekir. Çünkü her birimiz gibi Bilido’nun da küçük bir hayatı ama büyük sırları vardır.

BU ÇAĞDA HALA MEKTUP GÖNDERMEK

Teknoloji çağı, herkesin akıllı telefonlar ve bilgisayarla iletişim kurduğu, anlık kısa iletiler nedeniyle tek boyutlu olmuş bu çağdır. Dolayısıyla Bilido çoğu zaman faturalar ya da devlet kurumlarının gönderdiği resmi uyarıları taşır. Ancak kimi zaman bazı zarflar Bilido’nun ilgisini çeker. Bu zarfların içindekiler bir insanın diğer bir insana gönderdiği mektuplar vardır. Demek ki bu devirde bile mektup gönderenler vardır. İşte Bilido’nun gizli tutkusu bu mektuplardır. Bu insanların kim olduklarını, elektronik posta göndermek yerine neden el yazısıyla mektuplar yazdıklarını merak eder. Bu nedenle mektuplar gözüne çarptığında onları ceketinin cebine koyar. Akşam evine geldiğinde kapısını kilitler, masasına oturur ve buharla mektupları açar. Bilido aptal değildir, yaptığının işine kaybetmesine neden olacağının dahası bunun suç olduğunun farkındadır. Fakat bu Bilido için derin bir tutkudur. Mektupları büyük bir ilgiyle okur, kopyalarını çıkarır ve tekrar özenle kapatır. Aldığı kopyalardan yıllar içinde büyük denilebilecek bir arşive sahip olmuştur. Öyle ki bazı kişileri tanımaya yazdıkları mektupları kendine yazılıyormuş gibi beklemeye başlamıştır. Hatta bazen bu mektuplara zihninden karşı mektuplar yazar, bir sonraki mektupta zihnindeki mektuplara cevaplar gördüğünde keyiflenir. Bütün hepsi bir tarafa bir kişiyi özellikle beklemektedir. Onun mektuplarını gördüğünde kalbi çarpmakta, akşamı zor etmektedir. Bu kişinin ismi Ségolène’dir.

MERAKIN GELDİĞİ NOKTA

Ségolène, düzenli olarak Gürgenler Sokağı’nda yaşayan Gaston Grandpré’ye yazmaktadır. Bilido, onun mektuplarını daha özenle açıyor, kağıdı okşayarak okuyordu. Ségolène’nin mektupları her zaman tek sayfadan oluşuyordu ve bu sayfada düzenli el yazısıyla yazılmış üç mısralık bir şiir yer alırdı. Bütün mektupları bundan ibaretti. Ancak bu üçer mısralık şiirler Bilido’yu allak bullak etmektedir. Merakı giderek artmakta bu şiirlerin yazıldığı Gaston’nun kim olduğunu öğrenmek istemektedir. Sonrasında meydana gelecek olaylar ise Bilido’nun hayatını bambaşka noktalara sürükleyecek, kişilik ve kimliğini sorgulamasına neden olacaktır.

KAFKAVARİ BİR ÜSLUP

Yazarın, trajik olayları mizahi dille anlatması bakımından Kafkavari bir üslubunun olduğu söylenebilir. Japon geleneksel şiiri “haiku”ların önemli bir yer işgal ettiği romanda adeta bir haiku şeklinde yazılmış. Eserin kimi noktalarında Japon kültürüne pek çok detay işlenmiş. Kısa ve net cümlelerle ilerleyen romanın şiirsel bir yapısı var. Romanın alt metnini ise kimlik, bilinçaltı ve libido gibi temel psikolojik unsurların yanı sıra, özellikle Descartes’in Kartezyen felsefesinin ruh ve beden ayrımı oluşturuyor.

Aşkın Postacısı kısa ve sade yapısına rağmen derin ve nitelikli bir eser. Kolayca unutamayacağınız, iyi edebiyat!

  • Bu yazı ilk olarak www.yenisafak.com adresinde yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir