Tugay Özdemir-Mustafa Kutlu/Kapıları Açmak

Mustafa Kutlu’nun hangi hikâyesini okursam okuyayım bize bizi anlatmış diyorum. Bazen ise nasıl olmamız gerektiğini bize aktarıyor. Bunun örneklerinden birisi biraz sonra bahsedeceğimiz Kapıları Açmak kitabı içerisinde şöyle anlatır: “Bizde asalet Avrupa’daki gibi sınıf ayrımına dayanmaz. Aristokrasi, Burjuvazi, Feodal Beyler falan yoktur. Bizde asalet ahlak ile belirlenir; parayla mevki ve makamla, madalya ile değil. Adam zengindir lakin makbul sayılmaz; bilinir ki bu zenginliğe haram bulaşmıştır. Adam mevki – makam sahibidir, yine makbul sayılmaz, bilinir ki bu mevki ve makam iltimasla kazanılmıştır. Mevki ve makamı, şöhreti, hatta parayı helal yoldan, ehliyet-liyakat ve alın teri ile kazanmış olmak lazımdır. İşte o zaman makbul sayılır.” Mustafa Kutlu’nun hikâyelerinin içinde umut, umutsuzluk, yaşam, ölüm gibi hayatın bütün unsurları olduğu gibi yer alıyor. Erzincan doğumlu yazarın Anadolu’yu bu kadar iyi aktarmasında da Anadolu’nun birçok yerinde bulunmasının etkileri görülüyor.

Mustafa Kutlu, Kapıları Açmak kitabında ise bir Ege kasabasının hikâyesini anlatıyor. Adını, hangi şehirde bulunduğunu bilmediğimiz, buna çok da ihtiyaç duymadığımız Ege kasabasının geçmişi epey eskiye dayanıyor. Orta Asya’dan dörtnala gelerek, bir kısrak başı gibi Akdeniz’e uzanan bu topraklara yerleşen atalarımız kendilerine Ege sahillerinde güvenli bir bölge ararken bu kasabayı buluyor. Çevreyi daha iyi gözlemek için ise denizden yüksek bir yamaca obalarını kurarlar. Aslen dokumacı olan bu insanlar tezgâhlarını da burada işlemeye başlarlar. Yüzyıllar sonra sahile gelen muhacirlerle de kaynaşan kasaba son halini alır. Artık ülkede bacasız fabrika olan turizm de gelişmiştir. Kasaba kenarına yapılan büyük bir otoyol da kasabanın İstanbul ahalisi tarafından keşfedilmesini sağlar. Turizmle beraber kasabanın çehresi de değişir. Kasabanın çehresi değiştikçe de insanlar değişir. İşte bu değişim Mustafa Kutlu’nun hiçbir zaman hoşuna gitmez.

Mustafa Kutlu’nun diğer hikâyelerinde olduğu gibi Kapıları Açmak eserinde de Anadolu, kasaba ve köyler olduğu gibi saflığı ve doğallığıyla yer alır. Elbette bu saflık ve doğallık yanında bir yılan da bulunur. Kıvrım kıvrım kıvranan bu yılan huzuru, rahatı bozmak için pusuda bekler. Mustafa Kutlu’nun eserlerinde umut kadar umutsuzluk da bulunur demiştik. Onca güzelliğin içinde yılanın kış uykusundan uyanması huzurumuzu kaçırır.

Mustafa Kutlu’nun eserlerinde genellikle hayıflandığı nokta ise üç tarafı denizlerle çevrili cennet vatanın umarsızca tahrip edilmesidir. Anadolu ve köye bu kadar önem veren Kutlu’nuneserlerinde Nurettin Topçu’nun etkisi özellikle görülmektedir. Nurettin Topçu’nun dergâhından geçmiş olan Kutlu, kendi eserlerinde de Nurettin Topçu’ya benzeyen veya onun fikirlerinden doğmuş olan karakterleri anlatır. Kapıları Açmak kitabı içerisinde Mahir Usta, Nurettin Topçu’nun dergâhından geçen bir karakter gibidir. Mahir Usta’da da modernizme, kapitalizme direniş gösteren, İslamiyet’in ışığından çıkmak için gayret eden, bunun yanında uysallıktan kaçınan bir durum görülmektedir. Yumuşak başlıdır ama uysal bir koyun değildir, kanayan bir yara gördüğünde yardıma koşar. Bu yüzden kasabalı ona karşı çıkmak istediğinde çekingen davranır. Tepki gösterdiklerinde ise kendisi kasabalıya gerekli dersi verir.

Kitabın açılışından son bölümüne kadar aslında Zehra’nın hayat hikâyesini okuruz. Hikâyenin temeli, Zehra’nın İpsiz Kemal tarafından kaçırılışı, İstanbul’da zor şartlar altında yaşaması ve kasabalı tarafından vurulacak kötü damgaya rağmen her şeyi göze alarak kasabaya dönmesidir. Dönmesine döner ama kasabalı da abisi Ahmet de onu kabul etmez. Bu durumda kadına bakış ve değer gözümüze çarpmaktadır. Anadolu’da kabahat erkekte de olsa ne yazık ki birçok olayda suçlu ve günahkâr olan kadın olmaktadır. Hikâye içerisinde de tüm bunların başında kardeşini para uğruna İpsiz Kemal’e veren Ahmet’in suçu da Zehra’ya atılmaktadır. Zehra ise kendisine giydirilen bu elbiseyi hiçbir zaman giymez. Onu çıkarıp atmak için de elinden geleni yapar. Mustafa Kutlu ise “Kadınlar böyledir, mekânı benimser, onu sular süpürür, yuva kılar. Evin direği erkektir derler inanmayın” diye ekler. Zehra geçmişten itibaren içerisinde bir ateş taşır. Kitabın başından sonuna kadar bu ateşi söndürmeyerek mücadele eder. Nihayetinde kitabın sonunda da ateş patlar.

Mustafa Kutlu yazdığı bütün hikâyelerinde güzel olanı anlatır. Neyin nasıl olması gerektiğini sadelik içinde bizlere aktarır. Acıyı da, sevinci de onun eserlerinde sadelik içinde bulmak mümkündür. Bunun temelinde de her şeyin Allah’tan olduğu düşüncesi bulunmaktadır. Çalışmak, çabalamak her zaman güzeldir, şükür ve tevekkül olduğu sürece ise hayat çekici bir hâle gelmektedir.

Biz de bu yazımızı kendisinin eserinden alıntı yaparak bitirelim. “Dışarıda gökyüzü, bulutlar, kuşlar, ağaçlar, insanlar, sesler, renkler, umutlar, düşünceler, özlemler, sevinçler, aşklar.

Heyhat!

Kaynakça:

Hatice Gökçe Aydın, Nurettin Topçu’nun Mustafa Kutlu Hikâyelerinde Yansımaları

Mustafa Kutlu, Kapıları Açmak, Dergah Yayınları, 2011

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir