Barış Seyyar – Türkçeyi Yeniden Düşünmek: Düşünen Türkçe

“Dil, dünyayı resmeder.”
Ludwig Wittgenstein

“Türkçenin yazılı kültür coğrafyasında ayakta kalmasını büyük ölçüde Uygurlara borçluyuz. Uygurlar, Budist eserleri Türkçeye çevirerek dilimizin, din dili olmasını sağlamışlardır. Karahanlılar da bu geleneği İslâma uyarlayarak Kur’ânı Türkçeye çevirmişlerdir.”
Ali Akar

Türkçeyi Yeniden Düşünmek

“Dil, varlığın evidir.” diyordu Heidegger. Türkçeyi yeniden düşünürken bu yazıya bu sözle başlamayı uygun gördüm. Biz, konuşabilen ve düşünebilen yaratılmışlar olarak varlıkları dil sayesinde anlamlandırıyoruz. Düşünmeyi de yine bu dil sayesinde anlama dökebiliyoruz. Dil, başlı başına bir anlamdır bu sebeple. İnsan için yaşadığı gündelik hayattaki varlığını devam ettirme eylemi her çağda benzer ihtiyaçlar nispetindedir çoğu zaman. Hayatta kalmak için yeme içme ihtiyacı ve barınma ihtiyacı. Orta Asya’daki atalarımızın barınma koşulları bizden farklı olsa da hayatta kalmak için yapılan temel ihtiyaçlar yine aynıydı. Varlıklara verilen isimlerden tutalım da yapılan bütün eylemler yine bu mantığın tezâhürü. Dolayısıyla dillerde türetilen kelimeler ve eşyalara verilen isimler, ihtiyaçlar sonucu ortaya çıkmıştır desek yanlış bir ifade kullanmış olmayız diye düşünüyorum. Türkçeyi yeniden düşünürken, dillerin nasıl ortaya çıktığına dair henüz somut ve kesin bilgiler elde edemesek de Türkçenin etimolojisine baktığımız zaman türetilen kelimelerin tarihini, mantığını ve tarih içindeki serüvenini bilmek; ana dili Türkçe olan bizler için daha doğru düşünme fırsatı ortaya çıkartır şüphesiz. Tüm bunların yanında Türkçenin sondan eklemeli bir dil olması nedeniyle tek bir kelime kökünden yüzlerce kelime türetilebilmesi geniş bir imkân alanı doğuruyor. Düşünen Türkçe kitabına geçmeden önce kitapta Ali Akar’ın da alıntıladığı bir söz, bu imkânın sağladığı yararı bize tekrar hatırlatıyor. Amerikalı Osmanlı tarihçisi David Cuthall şöyle bir fikir beyân ediyor: “Birçok yabancı dil bilirim. Bu diller arasında Türkçe öyle bir farklı dildir ki yüz yüksek matematik profesörü bir araya gelerek Türkçeyi yaratmışlar sanki. Bir kökten bir düzine sözcük üretiliyor. Ses uyumuna göre görev ve anlam değişiyor. Türkçe öyle bir dildir ki başlı başına bir duygu, düşünce, mantık ve felsefe dilidir.”(Ali Akar, Düşünen Türkçe). Türkçenin bahsedilen imkânını doğrulatma gibi bir endişeden dolayı bu sözü paylaşmadım tabii. Büyük Türk ozanlarının, şâirlerinin ve yazarlarının yazdıkları eserler bu imkânı zaten doğruluyor. Ancak konuyla alâkalı somut bir örnek vermek istiyorum. Türkçenin Anadolu ağızlarında söz düzeyindeki zenginliği, TDK tarafından yayınlanan 12 ciltlik Derleme Sözlüğü’yle de ortadadır. Söz gelimi bu kaynakta geçen kes- kökünden türeyen sözcük sayısı 100’den fazladır. Örneğin kesdek sözcüğü; Sivas, Niğde ve Konya yörelerinde ‘orta boy’ anlamında kullanılır. Kesdiriş sözcüğü, ‘anlayış yeteneği’ anlamındadır Bayburt ve Kars yörelerinde. Kesegelen sözcüğü ise Bolu yöresinde ‘kısa yoldan, kestirmeden’ anlamlarına gelir. Bu ve benzeri örnekleri içeren tek bir kes- kökünden 100’den fazla farklı anlama sahip sözcük türetilebilmesi Türkçenin imkânını geniş bir alana yayıyor şüphesiz.

Ali Akar, Düşünen Türkçe, Ötüken Neşriyat

Değerli Türkolog Prof. Dr. Ali Akar’ın, geçtiğimiz aylarda Ötüken Neşriyat’tan yayımlanarak raflardaki yerini alan Düşünen Türkçe’yi bir solukta okudum. Türkçeyi Yeniden Düşünmek başlığını bu nedenle attım. Düşünen Türkçe, bizi yeniden Türkçeyi düşünmeye çağırıyor özetle. Kitabın başlığına bakınca, içerik olarak uzun uzadıya yazılar olması beklentisi olmamalı. En azından ben, Doğan Aksan’ın Türkçe’nin Zenginlikleri İncelikleri tarzında bir beklentideyken, kitabı elime aldığımda; Türkçe kökenli kelimeler üzerinden kısa kısa deneme yazılarıyla karşılaştım. Ali Akar’ın böyle bir yöntem izlemesi bence takdire şâyan olmuş. Çünkü kitap sadece akademik bir çalışma içerisindeki Türkologlara ya da Türkoloji öğrencilerine değil, Türkçeye ilgi duyan bütün okurlara hitap ediyor. Kelime kelime anlatılması da kökeni Eski Türkçe olan kelimelerin etimolojisini, hikâyesini ve günümüz Türkiye Türkçesine ne şekilde geldiğini, akademik titizlikten tâviz vermeden ancak samimi ve hoş bir üslupla anlatan, doyurucu bir kaynak çıkarmış ortaya. Orta Asya’dan göç sonrası değişen coğrafyalardaki kültürlerden Türkçe doğal olarak fazlaca kelime aldı bünyesine. Ancak Düşünen Türkçe’deki bütün kelimelerin kökeni Eski Türkçe. Bu bakımdan mini bir etimoloji sözlüğü benzetmesi de yapmamız mümkün. Kitap toplamda 338 sayfa. Ancak daha önce de belirttiğim gibi bölümlerden oluşmuyor. Harf sırasına göre sırasıyla -a, -b, -ç, -d, -e, -g, -h, -i, -k, -l, -o, -ö, -s, -t, -u, -ü, -y harflerine ait kelimeler bulunuyor. Toplam incelenen kelime sayısı 248 tane. Kelimelerin hepsini incelediğimde özellikle bir husus dikkatimi çekti. Kitapta, serüveni anlatılan 247 kelimeden bugün hepsi aynı ilk anlamlarıyla olmasa da 195’i günlük konuşma dilimizde yer alıyor. Burada hepsini sıralamam mümkün değil; ancak bazı örnekler verebilirim. ‘Bir yerde kalmak, ikamet etmek’ anlamındaki barınmak sözcüğünün hikâyesi şu şekilde: Bir fiil olan barın- sözcüğünün kökü Eski Türkçe var- “gitmek” sözcüğüyle aynı yere dayanıyor. Eski Türkçede söz başında v- sesi bulunmuyordu. Bunun yerine -b sesi kullanılıyordu. Ali Akar’dan aktarırsam: “Anadolu ve Azerbaycan Oğuzları bu b’leri v’ye dönüştürdü. Diğer Türk boyları söz başındaki b’yi hâlen muhafaza ediyorlar. barın- fiili, bar- ‘gitmek’ sözüne dayanıyor. İşte bu bar- fiilinden -n dönüşlülük eki ile bar-ı-n- şekli oluşturulmuş. barın- yani bugünkü dille düşünürsek *varın-… barın-, bir yere giderek, vararak orada kendi varlığını sürdürmek, yani var olmaktır.”
Diğer bir sözcüğümüz baş sözcüğü. Türkçede iki tane baş sözcüğü bulunuyor. İlki ‘kafa ve başlangıç anlamındaki baş, ikincisi ise ‘yara, çıban’ anlamına gelen baş. Ali Akar, ikinci baş sözcüğünün ilkiyle sesteş olmasından dolayı yazı dilinde kaybolduğunu söylüyor. Ancak biz Türkçenin mimarlarından, büyük Türk ozanı Yunus Emre sayesinde Anadolu ağızlarında hâlâ yaşadığını görebiliriz ‘yara, çıban’ anlamındaki baş sözcüğünün.

Şöyle demiş Yunus Emre:

Acep şu yerde var mı ola
Şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı, gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin

  • Bu yazı ilk olarak, Budak dergisinde yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir